7 Ağustos 2009 Cuma

Barış Özbek

Seviyorum lan bu adamı. Galatasaray ile çıktığı ilk maçta gördüğüm Barış'a çok gülmüştüm. Hani olur ya teknik namına pek bir şey vaad etmese de azimlidir, savaşır sahada. Belki sürekli olarak düşüp kalkmasından dolayı bu görüntüyü vermiştir ve yüzümü güldürmüştür ama cidden canını dişine takarak oynayan bir oyuncu olduğunu söyleyebilirim.
Belki bu sürekli yerlerde gezinen hali içimde kendisine karşı bir "yazık lan, bak nasıl azimli çocuk" düşüncesi oluşturmuş ve bu sebeple kendisine bir sempati beslemiş olabilirim ama şunu da açıkça belirtmek isterim ki buraya geldiği günden bu yana katettiği yol azımsanamaz. Kendisi benim gözümde orta sahada çok iyi bir yedektir, hatta olur da Bahamalar'da denize vuran bir dalga Linderoth'u sakatlarsa (ihtimaller dahilinde) ilk 11'i bile zorlayabilir.

Maccabi Netanya maçında attığı ilk golde taraftarla sevincini paylaştıktan sonra reklam tabelalarının üzerinden atlarken yine tepetaklak oldu, o ilk gün geldi gözümün önüne. Ya bu adam var ya...Neyse bir şey demiyorum.

Fabregas'ın Tercihi

" Barcelona altyapsında oynarken, Arsene Wenger beni izlemeye hiç bir zaman gelmedi. İmzaladıktan sonra Arsenal'in ispanyol scout'u beni 44 defa izlediklerini söyledi.. 16 yaşında Arsenal'le konuşmak için İngiltere'ye gittiğimde Arsene, benimle konuşmak için tatilini yarıda kesti "

Bu arada kalecinin yanındaki sarışın çocuk tanıdık geldi mi?

Beck Vs. Shaq

Meydan okuma, Twitterdan sonra Video'larda devam ediyor... İlk golü Twitterda atan Shaq, Beckham'ın "Gitsin Kobe ile kumda oynasın" lafına, böyle cevap veriyor..

PeP Goes On

Şu fotoğrafın çekildiği gün Rafa Marquez'in 15 günlüğüne tekrar sakatlandığı haberinin gelmesi kimseyi şaşırtmamıştır heralde. İniesta'ya bulaşmasa bari.

A memo orası Seattle, Amerika

Pep içip içip geliyor, antrenmana

Öyle bir zaman,

Öyle bir yaşam..

Galatasaray 6-0 Maccabi Netanya

Rakip zaten ilk maçtan havlusunu orda bırakıp gelmiş, diğer tarafta  futbol için uzun kabul edilebilcek bi aranın ardından kendi taraftarının önüne çıkan,iyi ayarlanmış yedek as dengesi ile yedeklerin moral motivasyonunu bozmayacak bir Galatasaray sürdü sahaya Rijkaard.

Futbolda ileride oynayıp, sonuca asist veya gol ile doğrudan katkın olmuyosa hakettiğin takdiri görmüyorsun ne yazık ki. Aydın'ı savunacak değilim, geçen seneki istikrarsızlıkta mutlaka payı vardır, kolay sakatlanmasında mutlaka payı vardır, hepsine eywallah. Ama bugün Aydın diye lafa başlayanların akıllarına sadece Konya maçı geliyorsa, ne bileyim en basitinden bi Antalyaspor maçı gelmiyosa bu Aydın'dan çok onların ayıbıdır..

Her zaman yaptıklarının dışında ne yaptı mesela bugün Aydın? Kanattan çizgiye indi, kafayı kaldırmadan orta açtı, Barış kendini iyi ayarlayıp, güzel bitirdi. İkinci gol mesela, bu arada çok güzel bi goldü, Barcelona tarzı bi goldü..inşallah bu sene çok görücez benzerlerini, ama Aydın'ın kestiği topa kaç kişi yetişip tamamlayabilirdi takımda, okuyanlar bunu sorsunlar kendilerine lütfen.. Aydın'ı ilk defa mı arka direğe keserken görüyorlar? Olumsuz bi tablo falan çizdiğim de sanılmasın lütfen,. Zira Aydın kendi kuşağının şanslı çocuklarından. Bi çok yetenekli çocuk, sadece fiziksel yetersizliklerinden değil, mental olarak bazı eşikleri aşamadıklarından kayboldular. Aydın bunu aştı demek için henüz erken ama en azından hayatta kaldığını söyleyebiliriz. 

Maç için fazla bi şey söylemeye gerek yok. Linderoth hazır gözüktü. Emre Güngör'ün formayı Zan'dan alması için daha fazla güven vermesi lazım. Aksi takdirde Milli takım stoperini kesecek güveni hocaya veremez. Uğur her zaman ki gibi bekleneni verdi.. Pazar günü sahaya aç, yeni hocası ve iyi transferlei ile arzulu ve sert oynayacak Antep'e karşı görmek lazım takımı..

Forma polemiğine tatilde olduğumdan giremedim. Bu konuda kendi adıma tek bi şey söylemek istiyorum. İnternette mor ve parçalı versiyon da dahil, belki beyaz forma dışında, resmi dizaynlardan daha iyi versiyonlarını gördüm, bi çok taraftar da görmüştür, o yüzden sadece çok daha iyi olabilirdi demekle yetiniyorum.  

6 Ağustos 2009 Perşembe

Hey There

İşte Real şimdi çok sağlam takım oldu.. Gerçi hala bi stopere ihtiyaçları var, Gökhan Zan bi telefona bakar, haberi olsun Perez başkanın..

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Aquilani Kop'ta

Liverpool'un kaptanı takımın kalbiyse takımın akciğerlerinden biri de Xabi Alonso'ydu.. İspanyol'un yokluğunda takım, yeni akciğerini bi gün sonra Roma'dan buldu... Organ naklinde doku uyumu en önemli parametredir... Kişisel görüşüm genelin aksine beğenmediğim bi adam olan kıl kuyruk Aquilani'nin patlayacağı yönündedir. Bunu sadece Aquilani'ye olan kıllığımdan değil iki ligde oynanan futbolda ortasaha işlevinin çok farklı olmasından da söylüyorum.. Neyse bakalım, zaman her şeyi çözer, şu beklemek olmasa ..

Bu arada girişteki metafor bana ait değil, takip ettiğim yabancı menşeili başka bi yere aittir. Belirtme ihtiyacı hissettim.

Fair Play

Golü izlerken aklıma nedense Yılmaz Vural,Hikmet Karaman, Fatih Terim ve Bülent Uygun gibi teknik adamlar geldi. Mesela Sivasspor, o külübedeyken böyle bi gol yese ne olurdu acaba ?

Barça'nın B Planı

Haber katalan bölgesinin yerel sport gazetesinden... Haziran 2010'da sözleşmesi biten Keita'nın yerine, Yaya'nın yanına veya Yaya'ya alternatif olacak adam arayan Barça A planındaki Mascherano (ki Xabi Alonso'dan sonra zor gibi) ve Arsenal Kaptanı Cesc Fabregas isimlerinin alternatifi olarak 3 oyuncuyu belirlemiş...

Adaylar ;Az Alkmaar'ın 27 yaşındaki Hollandalısı Mendes Da Silva, Ajax'ın 22 yaşındaki Belçikalısı Jan Vertonghen ve son olarak da Galatasaray'ın anadolu delikanlısı Mehmet Topal...

PeP

Become A Member..

Uzun zamandır üst üste 3 yıl görev yapan bir teknik direktör bulunmamasını veya altyapı denilen hadisenin potansiyel ortadayken ülkemizdeki verimi, gol makinası diye alınıp, çamaşır makinesi çıkanları falan çok sorgularız ama temel nedenin ne olduğunu adımız gibi bilsek de irdeleme adına pek sesimiz çıkmaz. Çıksa bile kısık ve cılız olur o sesler..

Bizde aidiyet duygusunun tavan yaptığı konuların belki de en tepesinde duran, yağmur çamur demeden o şehir bu şehir takip edilen, bilet kuyruğunda çilesi çekilip, dayağı yenilen, beraber gülüp beraber ağlanmasına rağmen üyesi değil taraftarı olduğumuz kulüplerin; sıkılan, çoğu zaman reklam yapmak isteyen ( aralarında gerçekten de tutku sebebiyle bu işe girenleri tenzih ediyorum, onlar kendini belli ediyor zaten ) zengin adamların, ellerinde kırbaçlarıyla yönetici, başkan kisvesi altında uğrunda milyonların belki milyarlarca kez kendi çapında fedakarlık yaptığı külüplerimizin üstlerine binmelerinin altında yatan temel sebep; taraftar kısmısının " seçme ve seçilme özgürlüğü " olmamasından kaynaklanmıyor mu...

Kaynaklanıyor kaynaklanmasına da işte konu gündeme 3-5 yılda bir geldiğinden futbola olan ilgisi en fazla benim yağlı güreşe olan ilgimle yarışabilecek adamlar gidip üst üste 3. kez Özhan Canaydın'ı başkan seçiyolar.. Yanlış hatırlamıyorsam, taraftarı külüp üyesi yapmak için Beşiktaş ve Trabzonspor'un bu süreci kolaylaştıracak çalışmaları olmuştu. Fenerbahçe ise bu işi Fenerkart adında türlü maddi avantaj ve öncelikleri olan bir formasyona yönlendirdi. Karta sahip olanların oy veremediğini biliyorum bi değişiklik olmadıysa. Galatasaray ise 7099 aktif üyesi ile üye sayısına ulaşabildiğim tek külüp oldu.. Neyse, geçen bi araştırma gördüm ordan aklıma geldi. Portekizliler bu konuda başı çekiyolar Taraftar üyeliği en fazla olan 10 külüp listesine, 4 tane takımla girmişler.. Helal olsun, ne diyeyim.

Not: Diğer külüplerin üye sayısı ile ilgili bilgisi olanlar, bunu paylaşırlarsa seviniriz..

1. Benfica 171.000
2. FC Barcelona 163.000
3. Manchester United 151.000
4. Bayern Munich 146.000
5. Porto 115.000
6. Internacional Porto Alegre 100.000
7. Sporting Lisbon 96.000
8. Real Madrid 92.000
9. River Plate 82.000
10. Schalke 04 72.000

You Know I'm Bad

4 Ağustos 2009 Salı

Süper Kupa'nın Ardından Fenerbahçe Analizi

Özellikle maçın ilk 30 dakikasındaki temposu, Beşiktaş’ın yaptığı inanılmaz hücum pres sonucu Bilica’dan sonra benim de ‘noluyoruz lan’ dediğim başlangıç, karşılıklı kaçan pozisyonlar gerçekten beklentimin çok üzerindeydi. O sıcakta, sezonun başında bu kadar tempo, güzel ve zevkli maç için oyunculara teşekkür etmeyi borç bilirim. Ama bunu kısa kesip Fenerbahçe’de dikkatimi çekenleri belirtmek isterim:

Öncelikle Dede’den Önce ve Dede’den Sonra dönemine girildiği çok açık. D.S. döneminde Daum’la birlikte Fenerbahçe’nin oyununda daha ikinci maçtan sezon başı olmasına rağmen olumlu değişiklik olduğu belli. Bunun yanında yeni transferlerden (yılın makası Mehmet Topuz hariç) Dos Santos ve Cristian Baroni'nin geçen sezonki Josico/Maldonado ve Uğur Boral ikilisinden daha fazla katkı yapacakları da çok açık, ama dün akşamki maçı izleyince iyi ki bu adamlarin ligi devam ediyordu da hazir geldiler, yoksa vay halimize demekten kendimi alamadım. Özellikle Dos Santos'un son 25 dakika ayaklarında derman kalmamıştı, artık nefes alacak hali yoktu adamın, gerçekten Brezilya Ligi'nin ne kadar fizik düzeyden ve mücadeleden yoksun, sadece teknik ve göze hoş gelen futboldan ibaret olduğunu bir kez daha gördüm. Dos Santos topla oynamayı seven, skora katkısının olacağını açıkca belli eden kaliteli bir oyuncu olduğu kesin. Cristian ise kendisini ilk defa Kadıköy’deki maçta görmüş olmama rağmen, beklentimin üzerinde bir oyuncu olduğunu belirtmem gerekiyor, belki Aurelio kadar kesici, Appiah kadar güçlü olmayabilir ama oyunu genelde ortaya ve dikine doğru açması, çok az pas hatası yapması (Selçuk, Deniz, Maldonado ve Josico’dan sonra Xavi gibi geldi adam), ikinci yarıda olduğu gibi dikine topla gidebilmesi iyi bir oyuncu izlenimi verdi, bence bu adama biraz zaman verelim, çünkü eminim ki hepimiz kendisini çok seveceğiz.

Bir başka yeni transferin olduğu defans bloğunun hali ise gerçekten içler acısıydı... Fenerbahçe'deki ilk sezonundan sonra, 5 sene boyunca üzerine hiçbir şey koyamayıp, tam tersi her sene biraz daha yeteneklerini kaybeden Önder (tabi bunda son 5 sezonunun büyük bölümünü yedek kulübesinin gediklisi olarak geçirmesi ve genç Semih’in yıllanmasına en yakından tanıklık etmesinin rolü büyük) bulunduğu mevkide maç boyunca gerçekten çok sırıttı. Şahsen her Önder’in kanadından gelişen atakta resmen stres oldum, eskiden Beşiktaşlıların, bu sezonsa Galatasaraylıların yaşayacağı Gökhan Zan etkisini yaşadım resmen. Gelelim defansımızın yeni stoperine… Geçen sezonki muhteşem performansıyla ligin MVP'si Bilica'nın, ikinci resmi maçındaki performansı da vasata yaklaşamadı. Bilica'nin yanına kesinlikle defansı kendisi gibi sadece fizik gücüyle değil, aklıyla yapan bir defans şart, yani Popescu, Hogh tarzı bir adam transferi gerekiyor, umarım yönetim bu açığı en kısa sürede kapatır, yoksa eldeki stoperlerle Fener'in defansını zorlu bir sezon bekliyor. Gerçi transferi en yakın oyunca çok sevdiğim Lugano gözüküyor, fakat Bilica’nın yanına Lugano seçimi ne kadar mantıklı olur onu şu an için kestiremiyorum, ikisi de aynı stilde, defansı akıldan çok fizik güçleriyle yapan, ağır, rakiple uğraşan oyuncular. Fenerbahçe defansı iki Lugano’yu kaldırmayacağından, daha mantıklı görünen yönetimin savunmayı aklıyla yapan başka arayışlara girmesi gibi.


Gökhan Gönül’e tek bir lafım olacak, tamam gerçekten de her gün üzerine biraz daha koyuyor, performansıyla birçok Avrupa takımında çok rahat ilk on bir oynayabilir (hatta geçen sezon sonu Dede’nin muhteşem icadıyla kanadında Ali Bilgin’i gördükten sonra, kendisine saygım on kat daha arttı). Fakat Tello’nun ortasında Yusuf’un kafa vuruşunun direkten dönmesiyle sonuçlanan kafa vuruşunu bir kez daha dikkatlice izleminizi isterim, resmen ders niteliğinde. Atağın başlangıcında atağa çıkıp ilerde kaldı, top Beşiktaş’ın sağ kanadına dönmesine rağmen Kazım’la yer değişmedi, Kazım’ı geride bıraktı, üstüne üstlük gereksiz bir şekilde İsmail Köybaşı’na rakip yarı sahanın ortasında prese gidince bıraktığı kanattan Tello’nun ortası, Yusuf’un kafasıyla golü yediyordu. Pozisyon öncesi Kazım kendisine 3-4 kere yerimizi değişelim dediyse de Kazım’ı dinlemeyip kendi kafasına göre takılınca maçı 1-0’a getirmesine ramak kalmıştı. Bu yüzden her daim önünde oynayan oyuncunn Kazım olduğunu ve bu yüzden hiçbir zaman Kazım’ın arkada bırakılmayacağını öğrenmesi gerekiyor.

Geçenlerde tatili için eleştirmiştim ama belli ki Mallorca tatili ve yeni numarası (belli ki 23˃14+9 eşitsizliğini bozmak istemiş) Guiza’ya yaramış. Gerçekten son iki resmi maçtaki oyunuyla izleyenlere ‘geçen seneki Guiza’ysa bu adam kim?’ ya da ‘bu adam Guiza’ysa geçen seneki kimdi?’ diye sordurdu. Gördüğüm en iyi oyunlarından birini ortaya koydu. Eğer böyle devam ederse, kendisine uyan yeni sistemle bu sene çok farklı, çok pozitif bir Guiza izleyebiliriz.

2 Ağustos 2009 Pazar

Fenerbahçe 2 - 0 Beşiktaş

İlk 25 dakika itibarı ile sezon öncesi oynanan maçların sıkıcı yapısından çok uzak, tempolu ve keyifli bi mücadele izledik. Mustafa Denizli, Zico dönemini hatırlatan, teknik ayakları nedeniyle sahaya daha geniş yayılan Fenerbahçe'nin hazırlık paslarına erken basarak gafil avlamak istedi. Zira bu dönemde Beşiktaş sol uçta Bobo, sağ uçta Yusuf ve ortada Tello gibi garipliklere rağmen etkili oldu..25' den itibaren beklerin biraz daha içe girmesi ve Emre'nin savunmadan top almak için geriye yaslanmasıyla oyun, herhangi bi taraf tarafından domine edilmeden ortada geçti...

Fenerbahçe sadece taktik olarak değil felsefe olarakta Daum'un pres hamlesine karşı yaptığı değişiklikler sonrası sanki refleks olarak geçen seneki futbolu oynamaya başladı ilk gole kadar. Cristian oynadığı bölge itibarı ile uyum sürecinin daha uzun olacağı aşikar, bu yüzden çok acımasız olmamak gerekli. Ama pas arası yapmadığını, fiziksel kontağa pek girmediğini  fakat alanını iyi kapattığını söyleyebilirim. İlk izlenim olarak Aurelio ışığı göstermedi. Böyle olunca oyunu kurması gereken Emre Belözoğlu etkili olamadı. Öbür taraftan Dos Santos'un her hareketi kalite kokuyor. 

Beşiktaş ise her şeyden önce kondisyon olarak Fenerbahçe'nin gerisinde bi görüntü verdi. Gerçi son 15 dakikada gözlemlenen bu olayda mağlubiyetin etkisi muhakak vardır ama ortada bi yorgunluk olmasa o kendini bırakma durumu da olmaz zaten. Geçen seneki oyundan farklı olarak Denizli, kadroya hücum yapabilen beklerinde eklenmesiyle hücum ve kanat organizasyonlarında bir zamanlar Galatasaray'ın yaptığı kücük üçgenler denemeye başlamış. Hoşuma gitti açıkcası... yenilerden Köybaşı iyiydi. Daum, ona karşı özellikle iri Kazım'ı ve lige formdan giren Gökhan Gönül'e rağmen Ferrari'den de aldığı destekle oldukça iyi direndi. Yaptığı hata çok önemli değil. Bir diğer yeni Fink'i rakibin Cristian'ından daha fazla beğenmeme rağmen Cisse'yi kendisine tercih ederdim. Yine de Fink ile Ernst'in önünde gerçekleşme ihtimali çok uzak olamayan Deco veya benzeri bi oyuncu ile İlerde Nihat, Holosko ve Bobo üçlüsüyle izlemek lazım Beşiktaşı

Özellikle ilk 25 dakikalı kefiyli ve heyacanlı bi oyun izledik. Hakem ne kadar kötüyse Guiza'nın attırdığı 2. golde o kadar güzeldi. Fenerbahçe tarafında geçen seneki sevgisizlik ortamını yok etmek için kullanılan garip yöntemler de dikkatlerden kaçmadı. Oyundan çıkan Emre Belözoğlu'na herkesin zorla sarılması, Hollywood yapımlarındaki bunalımlı ergenlerine saçma sapan yerlerde " i love you"diyen garip ebeveyn sahnelerini hatırlattı bana. 

Uzatma dakikalarında Geciktirici Sprey reklamı kullanılması ve yorumcu tercihlerinde Bülent Korkmaz ve Ersun Yanal tercihleri hoştu..

1 Ağustos 2009 Cumartesi

Elano..

Transferi, Bloğun kayıp yazarlarından Minato ile yakın bir dostumuzu ziyaret etmek için bindiğimiz Eskişehir otobüsünde öğrendik. Şansımıza koltuklarının arkasında Lcd ekran olan otobüsümüzde, önceki günün yorgunluğu ve yandan vuran güneşin etkisiyle yarı baygın zapping yaparken tgrt'de " Elano Galatasaray'da" altyazısını gördüm. Yanımdaki Fm manyağını dürtüp " Ne diyo bu , Elano diyo lan..ne..Elano..başka Elano var mıydı lan " gibi tepkilerle uykuya dalmış Çağlar'ı sarsarken, Tgrt'nin spor haberlerine geçmesiyle çılgın attık, uykuda tutmadı zaten o dakikalardan sonra.. 

Lincoln transferine benim kadar sevinen adam sayısı gerçekten çok azdır. O yüzden yaşattığı hayal kırıklığı ( Sadece gidişinden bahsettiğim sanılmasın bu hayalkırıklığında) beni artık daha temkinli, daha detaylı ve daha sabırlı düşünmeye itiyor artık. Öncelikle Elano'nun İnter ve Milan tarafından istenmesine rağmen Türkiye'ye gelmesinin altında yatan 2010 Afrika'da oynama arzusu, son Brezilyalımızın ardından biraz tedirgin etti beni. Yalnız egosu yüksek olarak bilinen bi adam değil, ki bizim takımın iç dinamiklerini göz önüne aldığımız zaman bu biraz rahatlatıyor insanı. Tribundeki taraftar da gerekli dersleri çıkarmıştır diye umuyorum.

Yapısı itibarı ile, tabii bana göre, yaratıcılık kapsamında ne Alex ne de Lincoln seviyesinde bi futbolcu olduğunu düşünmüyorum. Ama onların adı anılmazken, Elano'nun Brezilya Milli Takımında olmasının sebebi Brezilyalı bir futbolcunun bedeninde hapsolmuş Avrupalı gibi olması. Oyun bilgisi gerçekten üst seviyede ki Premier League'de başarılı olabilmiş ender Brezilyalılardan biri olması da bunun kanıtı zaten.  Savunma kısmında birebirde veya fiziksel kontaklarda çok zayıf olduğu zaten 65 kilo çekmesinden anlaşılacaktır ama burdan Elano'nun koşmayan bi adam olduğu anlamı çıkmamalı. İzlediğim hiçbir maçında " bu adamla takım 10 kişi oynuyo abi "kanaati olmadı.

Artık bu senenin Klasik geyiği olan 4-3-3'e gelirsek, Elano'nun ortada olacağı kesin. Savunmadayken kapılan topları sağdan kopup giden Siyah İnci'ye aktaracak bir numaralı opsiyon Elano'dur. Bu durumda Arda nerde olacak sorusuna tabii ki solda cevabını çok hızlı veremiyorum. Zira bu konuda Linderoth'un varlığı ve Mustafa Sarp'ın takımda sırıtmadan oynayıp beni yanıltmasıyla  birlikte, ufak ta olsa, Rijkaard'ın Emre Güngör'ü monte etmek yerine, Mehmet Topal'ı stopere çekme ihtimalini düşünebileceğini tahmin ediyorum. Bu hamle ne kadar denenir, denenirse ne kadar tutar bi şey söylemek zor ama sanki bu opsiyon denenecek gibi.