galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2010 Cuma

Adnanlar Ltd. Şti.

Bilindiği üzere Haldun Üstünel aka "007" istifasını verdi. Olayın iç yüzü daha buralara yansımadı ama ana hadisenin Adnan Sezgin ile Haldun Üstünel arasında olduğu da bi gerçek. Bu gerçekten yola çıkalım bizde o halde.

Deniliyor ki Haldun Üstünel iyi bir yönetici değildi. Sonuna kadar katılıyorum. Bende bu fikrin oluşma zamanı 19 mayıs 2007 tarihinde Ali Samiyen'deki Fenerbahçe derbisinde yaşanan su rezaletinde baş aktörlerden biri olduğunu öğrendiğim zamana tekabül eder.. "İçimizden biri Haldun Üstünel " sloganı o günün ardından daha farklı bi algılamaya başlamışımdır .. Yalnız bunun dışında ısrarla kendini arka planda tutmaya çalışan yönetici profilinden bahsetmezsek ayıp olur. Belki tribundeki goygoycularla ilişkileri vardı ama milyonlarca taraftarı olan bi camia'nın Haldun Üstünel'e tapmasında bunun rolü sıfıra yakındır. Haldun Üstünel bugün Beşiktaş taraftarının yaşadığı "oh amına koyim yaa" rahatlığını bize çok hesaplı yaşatan, Batista'lı Bratulu, Cesar Pirates'li günlere sünger çeken adamdır. Ve bugün yine Grealla'ların, Pojak'ların adının geçtiği günlerde Galatasaray'a kattığı değer çok daha iyi anlaşılmaktadır..




Diğer taraftan Adnan Sezgin tam bir kapalı kutu... Tamam taraftar sevmiyor ama neden sevilmediğini kimse de tam olarak bilmiyor. Denilen şu; Gerets, Skibbe, Felkamp ve Bülent gitti neden bu adam hala orda... İşin sıkıntılı tarafı buna kimsenin " çünkü .." ile başlayan bi cevabı da yok... Benim Adnan Sezgin'e notunu verdiğim gün, Gerets sonrası gelen şampiyonlukta ekranların karşısında Cevat hoca'yı harcadığı gündür.. O güne kadar ekran karşısında görmediğimiz bu yiğit, o esnada esas oğlan olma çabaları çok acınasıydı.

Büyük Adnan'a ise fazla değinmeye gerek yok. Cemal Nalga skandalı, gönderilen hocalar, önce yardımcıları kovmalar, 20:45 gibi ucuz sloganlarla psikolojik savaş yaptığını iddaa etmeler ve o Aziz Yıldırım ve Arda haberi çıktığında, çocuğa o panikle Metin Oktay yükü biçip, kaptan yapmalar (ki psikolojik savaş öyle değil, böyle olur demiştir Aziz Yıldrıım bu hamleyle)... Ve tüm bunlara rağmen bugün hala isminin önünde Galatasaray Başkanı gibi bi sıfat varsa bunu Haldun Üstünel'in getirdiği Frank Rijkaard'a borçludur..

Galatasaray taraftarı bir süredir unuttuğu " Kim Kallström'ün eşi ikna edilemedi" , " Cimbom Tevez'e kancayı taktı, Sezgin İngiltereye uçtu " tarzı haberlere bir an önce alıştırsın kendini. Artık Adnanların dünyasındayız..

27 Ekim 2009 Salı

Fenerbahce: 3 - Galatasaray: 1




Bloğun Fenerbahçelilerinden biri olarak bir çoğunuz bugün burda benden çoşkulu bir galibiyet yazısı beklerdiniz doğal olarak. Halbuki ben, sahada takımımızın ve tribunde taraftarımızın göstermediği fairplay örneğini göstererek yazı işini yenilen tarafın yazarı olan Hayhay’a bırakmıştım. Bunun altında yatan sebep ise benim yazacağım şeyler gün içinde okuduğunuz birçok yazıyla parallellik taşıması ihtimaliydi. Hayhay’sa bir özeleştiri yapabilir diye düşünmüştüm ama heyhat, anladığım kadarıyla damarlarındaki sarı kırmızıya söz geçirememiş. Koca mağlubiyeti Aziz Yıldırım'ın sezon öncesi stratejisine bağlayıp, Adnan Polat'a yüklenmiş. Maçın kısa özeti Daum’un fizikle maç kazanma stratejisi, kanatları Topuz ve Vederson’la kapatıp, ağır savunmanın üzerine savaşçı Kazım’ı sürmesi, Koch’un takıma yüklediği kondisyon, Fenerbahçe’nin 90 dakika boyunca yaptığı inanılmaz pres, Galatasaray’ın klasikleşen Kadıköy fobisi, futbolcuların maç öncesi kavgası ve Galatasaray’lıların ruh hali, seyirci baskısı, hakemin kötü yönetimi, gollerden birinin ofsayttan, penaltınında penaltı olmayan pozisyondan sonra kazanılmasına rağmen bunların sonucu zaten değiştiremeyeceği, Keita’nın yumruğu, Christian’ın gözden kaçan yumruğu, vs…


Ama asıl dikkatimi çeken, Keita’nin yumruğu sonrası Carlos’un yanına tedavi icin koşan sağlık görevlisinin tedavi icin alternatif tıbba başvurmasıydı. O güzel insanın buz koymak yerine öpeyimde geçsin'i tercih etmesi, her türlü milli etkinlik öncesi çıkan Coca Cola reklamlarındaki sıcaklığın, çoşkunun gerçek hayattaki dışa vurumuydu sanki.. Acaba bu abi zamanında Mustafa Denizli'ye yne bir Galatasaray maçında " Hocam Ali Güneş'i çıkar, Baliç'i sok." diyen polis memuru ile aynı insan olabilir mi diye de düşünüyor insan.


NOT: Bu arada derbide Hayhay'la 4 yıldır aramızda olan gelenekte bozulmadı. İddaa teklifime önce yanıt vermedi, sonra her zamanki gibi kendini tutamadı ve teklifime maça 15 dakika kala olumlu yanıt verdi, eh artik 22Kasim akşamı Nevizade'de görüşmek uzere :)

26 Ekim 2009 Pazartesi

Fenerbahçe 3 - 1 Galatasaray: Maç Değerlendirmesi

Maçın bittiği an, Galatasaray Futbol Takımı kaptanının diğer futbolcular tarafından sakinleştirildiği andır. 

Fanatik bir adam değilim. 6-0'lık maçın bile ertesi gün gırgırını yapmış, Gülü seven dikenine katlanır derler ya, Kadıköydeki Fenerbahçe maçlarını da Galatasaraylı olmanın bir cilvesi olarak algılamayı tercih etmişimdir. Beşiktaşlının "Ulan Beşiktaş" , Fenerlinin "Ulan Fener" deme sebebleri olduğu gibi Galatasaraylı'nın "Ulan Cimbom" deme sebebi ise Fenerbahçe maçlarıdır. Aslantepe de aynı atmosferin yaratılacağı güne kadar da bunun değişeceğini sanmam. 

Dün akşamdan beri sinirden kaç yazı yazıp sildim, sayısını unuttum. Hayatımda maçın başından sonuna kadar bu kadar silik oynadığına şahit olmamıştım Galatasaray'ın. Saha dışında yaşananlar, hakemlerin baskı altında tahrik ile sertliği ayırt edememeleri ilk değil.. Yenilmek var, bir de böyle yenilmek var. 

Maç yazısı da burda; 3 ay önce yazmışız.

Kaptan 10 Numara

18 Ekim 2009 Pazar

Galatasaray 4-3 Trabzonspor : Maç Değerlendirmesi

Ali Sami Yen'deki Trabzonspor maçları, Galatasaray adına genelde rahat geçer. Maç öncesi Fenerbahçe'nin puan kaybı bi yana, bu sene gerek savunmada verilen pozisyonlar, gerek Trabzonspor'un hücüm yapısını göz önüne getirdiğinizde maçın beklenenden daha tehlikeli ve sıkıntılı geçmesini bekliyordum kendi adıma. Hugo Broos'un deplasmanda Galatasaray'dan çekinmesi normal olsa da, Gökhan Ünal'la başlamaması süpriz oldu.

Farkı 2'ye indiren bu 3 puan elbet çok kritik. Kaldı ki ilk yarının sonunda hafif rock hafif kürek esintili yenilen gole kadar maçın mutlak hakimi Galatasaray. Yalnız şu da bi gerçek ki; Ankaragücü maçının ardından, bugün de yenilen 2. golle atılan 3. gol arası sahada akıl yerini yine paniğe bıraktı. Hani takım yeni bir takım olsa veya geçen seneden çok çok farklı bi anlayış içerisinde oynamaya çalışsa, işin psikolojik boyutunu da göz önüne alıp bu durum çok büyütülmeyebilir. Ama uzun bir süredir birlikte oynayan ve özellikle geçen sene Bordeaux ve Hamburg maçlarını oynamış bu takımın bu panik halini kendi adıma hoş göremiyorum.

Rakip, hücüma set olarak başlıyorsa Galatasaray'ın takım savunmasında çok bi problem görünmüyor. Hani topun arkasına geçildiğinde ön alanda biraz daha agresif olunsa elbet daha iyi olur ama şu görüntüde kabul edilebilir seviyede.. Problem özellikle 3. bölgede  hücümda kaptırılan toplar. Bu tip pozsiyonlarda rakip hızla gelip, oyunu sete çevirdiğinde Galatasaray rakibini 5 veya 6 oyuncuyla karşılıyor. Öndeki 4 oyuncu topun ayaklarına gelmesini beklediklerinden geriye doğru yalandan koşu yapıyolar. Bugün maçın 15. dakikasında Neskeens hücum hattını geriye gelin diye uyarıyorsa bu kopukluğun sebebini fiziksel yorgunlukla açıklamak biraz zor.

Bir diğer aksayan tarafta takım kontra atağa organize çıkamaması. Hani Fenerbahçe, hücum hattında Semih, Wederson ve Kazım'la bile gibi çabuk ve çok daha efektif olabiliyorken Keita'nın Baros'un ve Arda'nın olduğu yerde konta atak kornerle bitince sevinmeye başladım.  

Barış belli ki verilen milli takım arasında yine çok çalışıp, hocalarının takdirini kazanmış. Oyun zekası olarak istenilen düzeyde bulmasam da ,sabri ile birlikte, kopukluk nedeniyle orta sahaya binen ekstra yükün azaltılmasına yardım edebilecek iki oyuncudan biri olarak görüyorum kendisini. 

Bunun dışında çok sevmeme rağmen Arda Turan ile ilgili son zamanlarda beni rahatsız eden çok şey var. "Aşırı milliyetçi " bi insan olması, ne bileyim emniyet müdürüne hoşgeldine falan gitmesi kendi özel hayatını ilgilendirir şüphesiz. Yalnız dışardan gözleyen biri olarak söylüyorum, bazı şeyler değişmeye başladı Arda Turan cephesinde... Şunu unutmaması lazım, kaptanları yönetimler belirlese de o kaptanı  kabul edip/etmeyecek olan önce futbolcular, sonra kamuoyudur. Bu yüzden Arda'nın kariyer planlamasını yapanların, Arda'ya takım içinde sayıldığı değil sevildiği için kaptan yapıldığını, insanların kafasındaki Arda Turan imajını bozması durumunda bunun, konumdan ötürü, tüm takımı etkileyebileceğini anlatmaları lazım.. Yaşadığı fiziksel çöküşün izlerini Ermenistan maçı ile birlikte üzerinden atmaya başladığı izlenimi oluşmuştu bende. Bugün, çok iyi  top oynamasa da takımı o kaotik ortamdan çıkartarak önemli bir iş yaptı. 

Haftaya çok önemli bir maç olacak. Derbi öncesi iki takımın maça hangi ruh hali içinde hazırlanacağı çok önemliydi. Bana göre Fenerbahçe'nin ayaklarının biraz yere inmesi gerekti. 90. dakika'da gelen mağlubiyet ile ekstra bir demorilizasyon kaçınılmaz oldu. Galatasaray cephesinde ise ihtiyaç duyulan özgüven ve moral, 4-3 biten ve bol gelgitleri olan böyle bi maçtan sonra istenilen seviyede olmayacaktır.  

4 Ekim 2009 Pazar

Ankaragücü 3-0 Galatasaray : Maç Değerlendirmesi

Perşembenin gelişi aslında yine perşembeden belliydi ama benim açımdan karanlıkta kalan tek  hadise fiziksel çöküşün bir kaç oyuncu yerine tüm takımda olmasıydı. Neticede bu takım sezonu 1 ay önce açsa bile sezonun bu dönemlerinde daha dar rotasyonla oynamasına ve benzer yoğunlukta takvimlere rağmen, fizik olarak bu kadar organize çöktüğüne pek şahit olmamıştık. 

Bunun cevabı ertesi gün geldi.. Önce Spormax kanalında Bülent Timurlenk abimiz, ardından da Lig Tv'de ismini hatırlayamadığım bir yorumcuRijkaard'ın eylül ayının başından beri takıma kondisyon yüklemesi yaptırdığından bahsetti. Sonuçta bu iş kuantum fiziği değil; Hem futbolu hem teknik adamlığı en üst seviyede yaşamış Rijkaard& Neskeens ikilisinin sezon öncesi bu dönemlerin belki daha az, belki daha fazla zararla da geçilse yaşanacağından ve programlamalarını da bunların farkındalığında yaptıklarından zerre kadar şüphem yok. 

Son dönemin popüler istatistiklerinden olan, 'kim ne kadar koşmuş' istatistiklerine baktığınızda, fiziksel çökme başlamadan önce ilk 5'deki oyuncuların birçok maçta; tandem ikilisi, orta sahadaki ikili ve Milan Baros olduğu mutlaka benden başka birilerinin de gözüne çarpmıştır. Sahanın enlemesine kullanılmasının esas alındığı bir sistemde çok da süpriz değil bu. Lakin bu rotasyonda Zan, Güngör, Linderoth, Ayhan hatta Topal'ın sakatlanması Rijkaard'ın elinde olan bi şey değil. 

Hikmet Karaman, bu ligin vasat teknik adamlarından biri değil. Sanırım Fatih Terim çakması mimikleri, son dönem Yılmaz Vural tarzı dışavurumsal vücut dilinden olsa gerek hakettiği saygıdan daha azını görüyor. Bugünkü maçta fizik olarak düşmenin sınırlarında dolaşan Galatasaray'ın hücum gücünden çekinip, Beşiktaş dahil birçok takımın yaptığı gibi yalandan, göstermelik pres yapmak yerine sahanın her yerinde agresif, baskılı oynattı takımını. Esas olayı topa hükmetmek olan rakibini, kendi 50-55 civarı top kaybı yaparken, 75-80 lerde oynatması takdir edilmeli.

Barış Özbek'in oynamamasını da yadırgadığımı söylemem gerek. Rijkaard'ın o bölge için aradığı oyun zekasının Barış'ta istenilen düzeyde olmadığı belli ama hani orta sahanın sapır sapır döküldüğü ve açıkcası dökülmesinin de beklendiği maçlarda sahaya sürülse büyük artıları olacağını düşünüyorum. Caner belki de bugün takımın en iyi oyuncusuydu. Sol açıkta da rahatlıkla Kewell'la rekabet edebilir bence. 

Muhakkak maç içinde bir iki tercih daha farklı olsa veya hakem triosu elini biraz vicdanına koysa galibiyet gelebilirdi. Graz maçı sonrası bu maçta golü erken bulmanın gerekliliğinden de bahsetmiştik. Zaten taraftarın canını sıkan da bu değil işin doğrusu. 2 hafta önce  6'da 6 yapmış Fenerbahçe, taraftarından protesto yemesinin sebebi nasıl Galatasaray ise bugün bizim canımızın sıkkınlığının esas nedeni Fenerbahçe'nin tökezlemeden yoluna devam etmesidir. 

Ve mili takım arası.. Bu araların en azından Brezilyalılarından dolayı Fenerbahçe'ye bile göreceli fayda sağlacakken Galatasaray' açısından, şu kötü periyodun ardından kadrodaki birçok oyuncunun yine fiziksel olarak yıpratıcı maçlar yapacak olması ne yazık ki iyiye işaret değil. Taraftar açısından sezon öncesi birçok platformda adı geçen sabırın devreye girmesinin zamanıdır.

Her takımın "analizinin" yapıldığı programlarda diğer takımları Galatasaray üzerinden eleştirenler, bugün "biz kaç haftadır diyorduk...", "böyle bir gidersin, iki gidersin üçüncü de 3'ü yersin " diyip sırıtıyorlar. Açık açık 10. haftada olası bi kadıköy mağlubiyetinin ardından şimdi söyleyemedikleri " Barcelona'nın o kadrosunu bana verseniz bende şampiyon yapardım"  ekseninde ve çapında eleştiriler için zemin hazırlanıyor. Bu dönemde hiçbir maçta Galatasaray'ı öve öve bitiremeyenlerin arasında olmadığımdan rahat rahat söyleyebilirim ki; eğer dibi göreceksek, 7-8 maç vasat oynayıp galip gelerek görmek yerine, 2 maçta en dibe vurup tekrar sekmeyi tercih ederim. Herkes rahat olsun, takımın başındaki ekibe güvensin ve lütfen sabretsin.

2 Ekim 2009 Cuma

Galatasaray 1-1 Sturm Graz : Maç Değerlendirmesi

Kurada Strum Graz haberini öğrenince aklıma Sami Yen'deki maç değil de orda valilik stadında 3 yediğimiz maç geldi direkt aklıma. Kinci bi insan da değilim hani. Ama işte bazı mağlubiyetler çok koyuyor adama. Benim için; Chelsea, Villareal, Olympiakos'un yanında bir de Graz vardır kara kaplı defterde.  

Bizim dükkana aksatmadan uğrayanlar farklı kazanılan maçlarda bile edinilen top hakimiyetini, yeterli verimlilikte gol pozisyonuna çeviremediğimizden bahsettiğimi hatırlayacaktır. Kaldı ki bunu da Felkamp, hatta Skibbe dönemleriyle karşılaştırarak söylüyorum. Sene başından beri topla koşarak değil topu koşturarak tempo yapmak, topa koşarak değil toplu koşarak savunma yaptrımak istiyor teknik ekip bu takıma. Kafalarındaki süreçle, gelişen süreç arasında ne kadar uyuşma var bilmiyorum ama bu geçiş döneminin sürekli ve farklı galibiyetlerle gitmesinin futbolcunun " biz zaten iyiyiz " düşüncesini benimsemesi gibi bir tehlike de mevcut. O yüzden bu zararsız puan kayıplarınını olumlu tarafına da bakmak lazım.

Her transfer edilen topçu, ne kadar maliyetle gelmiş olursa olsun, tutacak diye bir şey yok. Ama uyun dönemi bir sene süren futbolcuların oynadığı bir ülkede aldığı dakika başına verimliliği kabuledilebilirin çok üstünde olan Elano için bugün kantarın topuzu biraz kaçmış gibi görünüyor.  Bugün son dakikalarda o pozisyonda ıskalamasa, maçı 1 gol 1 asist ile tamalayacak ve kimse İliç vari top kayıplarından bahsetmeyecekti. 

Son 3 maç, Sami Yen'de alınmış 2 beraberlikle bitse dahi saha içi organizsasyonları ve alan parsellemede gelişme olduğu kesin Galatarasay'da. Yalnız bunun yanında Başta Mehmet Topal ve Hakan Balta olmak üzere bazı oyuncularda güçsüzlük ve yorgunluk emareleri de başladı ki  sanırım şu an için en önemli tehlike bu takım adına. 

Sezon başından beri bir sürü olumlu değişikliğe rağmen, sanırım bu felsefedeki değişimin bize tek olumsuz katkısı; atak sonunda dönen rebound toplarını hem yeterli oranda toplayamamak hem de bu topları etkin şekilde kullanıp, rakip defansı bunaltmakta sürekliliğin yakalanamaması.. Ayhan gelince bi nebze düzelir diye düşünmüştüm, özellikle ilk yarı itibarı ile topu toplama da bi gelişme olsa da oyuna sokmadaki sıkıntı da bi değişiklik yok.

Son bölümde de biraz taraftara değinmek istiyorum. Şayet Ali Sami Yen Stadyumuna giden insanın, maçı benim gibi evinde çay eşliğinde uzanarak izleyen adamdan farklı olarak taraftarlık sorumluluğu vardır. Mesela benim adım seyircidir, maç içinde hata yapan Mehmet Topal'a bağırıp çığırırım istediğim gibi, ama oraya  giden taraftarların daha 20. dakikadan itibaren bu tip hatalarda homurdanması çok yanlış. Sezon öncesi taraftarların en çok üzerinde durduğu husus olan " sabırı ", sadece Rijkaard'a değil, tüm takıma olması gerektiğinin hatırlanması gerek.

Bu arada Eskişehir maçında son 20 dakikada  oluşan panikle şişirilmeye başlanan topları, bu maçta uzatma dakikalarında bile görmemek çok sevindirici. Şimdi Pazar günü Ankaragücü maçı var. Zor bir maç olmaya aday, tandem ve libero rotasyonu sakatlıklarla bu kadar minimize edilmişken, bu bölgelerde yorgun bi görüntü veren Galatasaray'ın, golü erken bulması şart.  

27 Eylül 2009 Pazar

Galatasaray 1-1 Eskişehirspor : Maç Değerlendirmesi


Açıkcası öncesinde bir hafta bilinen sakatların dışında tüm takım olarak antrenman yapabilme fırsatı bulmuş diri Galatasaray'ın Eskişehirspor'u, geçen senenin de hesabını kesmek isteyeceğini düşündüğümden olsa gerek, bol gol pozisyonlu ve keyifli bir maçın ardından farklı mağlup etmesini bekliyordum kendi adıma. Hatta bunların üzerine bir de Rıza Çalımbay'ın çıkarttığı kadroyu görünce daha da bi sevinmiştim.

İkinci yarıda yenilen talihsiz gol olmasa ve maçın sonlarında bir kaç daha gol bulup yine farklı galip gelsek dahi; takımın hem dinlenip hem de birlikte çalışma fırsatı bulduğu bu periyotta geçen haftalardaki söküklerini hala dikememesinin getirdiği ufak bir hayal kırıklığı olacaktı bende. Tabii ne ben bu işin uzmanıyım, ne de ligin 26. haftasındayız. Burda sadece hissiyattımdan bahsediyorum sevgili blog. Bi de aralık ayında askere gidicem. Bendeki sabırsızlık, biraz da burayla alakalı olabilir..

Bunun dışında oynana oyun olarak farklar tabii ki vardı ama bunu Nonda - Baros  seçimi ile alakalı olarak görüyorum biraz. Top 2. bölgedeyken Nonda'nın varlığı, önceki değerlendirmelerde sık sık değindiğim o kopuk görüntünün oluşmasını engelliyor.Galatasaray topu karşı yarı sahaya çok daha rahat yıkabiliyor. Ama bu aynı zamanda da oynanmaya çalışılan hızlı oyunu sekteye uğratıp, top 1. bölgeye geldiğinde verimlilik ve hız ekseninde sıkıntı yaratıyor. 

Topal - Sarp ikilisini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bugün işin savunma kısmında ellerinde geleni yaptılar, Eskişehirspor'un bir tane bile net pozisyonu yoktu. Hücum ve savunma hattında kurmaları beklenen köprü yine sahada yoktu ama bunun dışında Topal'ın sarı kart gördüğü pozisyon dikkatimi çekti ki aynısını maç içinde iki defa Sarp'ta yaptı. Eskinin futbolcuları, şimdinin yorumcuları bu tip pozisyonları, fizik olarak yorgunluğun reflekssel dışavurumu olarak  yorumlarlar. Linderoth için bi şey diyemiyorum ama Ayhan'ın gelmesi bu anlamda da o bölgeyi rahatlatacaktır.

Ayrıca Topal - Sarp ikilisi eleştirilirken Galatasaray'ın kadro yapısı biraz göz ardı ediliyor gibime geliyor. Zira bugun Nonda'nın yerine Baros'u koyarsak, önde oynayan 4'lüden sadece Arda'nın ayağında top tutabilip, saklayabildiğini unutmamak gerek. Keita ve Baros yapı olarak top ayaklarına geldiğinde hamlelerini bekletmeden yapan oyuncular. Durum böyle olunca Arda da ayağında gereğinden çok daha fazla top tutmak durumunda kalıyor. Bugün normalde bekletmeden vereceği birkaç pozisyonda geç kaldı bu alışkanlık yüzünden. 

Kasımpaşaspor maçının yazısını, çoğunluğun maçın en kötüsü olduğu konusunda hemfikir olduğu Caner hakkında, ki bence bugün tercih edilmemesinin sebebi rakibin oyun yapısıdır, "Savunmada biraz savruk bir görüntü çizse de Caner'in Galatasaray hücumuna getirdiği ve getirebileceği güzellikleri görmek güzeldi. " cümlesiyle bitirmiştim. O maçta 50-60 metre mesafeli atabildiği oldukça isabetli uzun toplar, Kewell ile olan uyumu çok hoşuma gitmişti. Umarım bu maç, o tip pasların ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılmıştır.

Şu dakikadan itibaren 1 Ekim'deki Sturm Graz maçında sahaya konulacak futbolu daha çok merak ediyorum. Zira hiçbir zaman gelen galibiyetlerin ve başarıların ardından, hatalardan ders alabilme yetisine sahip olmadık. Graz maçı, teşhisin daha net yapılabilmesini sağlayabilir.

22 Eylül 2009 Salı

Kasımpaşaspor 1-3 Galatasaray : Maç Değerlendirmesi

Tam da Luciano'nun elinden bahsettiğim gün, Ali Güneş'in futbol tarihimize geçecek o kurtarışı yapması ilginç oldu. Pozisyonda hakemin görüş açısı netti ama çok da uzatmamak gerek. Bugün maç 8. dakikada kopsa böyle keyifli bir ikinci yarı izleyemecektik. 

Bir Galatasaray klasiğidir okyanusu geçip, derede boğulmak.. Ligin üst üste en sert 3 takımını rahat mağlup edilmiş, üstüne bir de Yunanistan deplasmanında Panathinaikos galbiyeti alınmış, haliyle kafalar ve fikstür nispeten rahatlamış... Eminim futbolcular maç öncesinde 6'da 0 çekmiş Kasımpaşa'nın sahaya agresif çıkmaktan başka şansının olmadığını herkesten iyi biliyorlardır.

Akıl futbolu oynadıklarını da tam olarak söylenemez tabii ki ama ilk yarıdaki oyun dışı sertliğin ardından ikinci yarı ortaya konulan karakter takdire şayan.. Çünkü maç öncesi mental olarak tam hazır olunmayan bu tür maçlarda, üstüne bir de hakem demoralizasyonu, yenilen gol ve dayaktan sonra, birçok takım ikinci yarı çıkıp cevap veremez. Geçen seneki takım veremezdi zira..

Sahadaki oyun adına tek söyleyebileceğim şey, savunmada biraz savruk bir görüntü çizse de Caner'in Galatasaray hücumuna getirdiği ve getirebileceği güzellikleri görmek güzeldi. 

18 Eylül 2009 Cuma

Panathinaikos 1-3 Galatasaray : Maç Notları

* Bu maçta kaybedilecek olası puanların telafisi mutlaka olurdu. Yalnız milli maç, lig, avrupa derken Ankaraspor ile başlayıp Beşiktaş ve Pana maçlarıyla devam eden sahada tek blok olarak  görünememe hali, tam da rahat bir maç programı öncesi, şu maçın mağlubiyet ile bitme ihtimalinde gereksiz bi yıpranma sürecine girebilirdi takım.. " lig'de şampiyonluğa oynar ama avrupa çok zor" ile başlayıp Rijkaard Barcelona'sı ile Galatasaray kadrosu arasındaki kalite farkından çıkacak bir sürü adam var piyasada.. O yüzden galibiyetin bu tarafı da çok önemlidir  bence.

* Geçen seneki Benfica, Hertha deplasmanlarını göz önüne alınınca iyi oynamadığımız doğrudur. Ayhan'ın yokluğu tabii ki çok kritik ama bunun yanında geçen seneye oranla iki farklı nokta var takımda. Birincisi Rijkaard Sarp - Topal'ın önünde oynayan adamın geriye gelip kimsenin ayağından top alıp,oyun kurmaya çalışmasını tercih etmiyor (Geçen sene Lincoln'ün rolünü göz önünde bulundurun) . Bunun yanında geçen sene top, hücuma genelde Arda'nın niteliklerinden yararlanılarak yapılan sol kanat organizasyonlarıyla taşınıyordu. Rijkaard bunu da tercih etmiyor. Haliyle Ayhan'ın yokluğunda bocalıyoruz.

* Elano iyi oynadı. En sevindiğim taraf arkasındaki ve yanındaki oyuncularla özellikle ilk yarıda  sık sık konuşması ve  gereketiğinde uyarmasıydı. Emre Aşık'a bu tip tempolu maçlarda her zaman güvenebileceğimizi bir kez daha gördük. Açıkcası kale önündeki asistan hakemler nedeniyle bu maçta ondan penaltı beklemedim dersem de yalan olur.

* Emre Güngör kalbimi kırmaya devam ediyor. Problem nedir ne değildir bi fikrim yok ama daha 25 yaşında olan Emre için belki de uzun bir rehabilitasyon dönemi gereklidir. Havada, karada ve denizde 7/24 Gökhan Zan'a tercih ederim Emre'yi.

* Son kaydırmayla beraber ideal 4'lüsünden bir Sabriyle oynayan defans bloğumuz yine iyi iş çıkardı. Ten Cate Beşiktaş maçını izleyerek mi aralara oynamak istedi, yoksa Zan ile Servet'in eksikliğinden mi bu kadar zorladı bilinmez. Temel düzeni arkada geniş alan bırakarak toplu hücum olan bu takımda Uğur Uçar, sanırım hızına güvenemediğinden çizgi defansta tedirgindi. kendisine biraz fizik katması şart ama her şeye rağmen gerçekten üst düzey bir oyun görüşü var Uğur'un. 

* Son olarakta, oyunda farkı bulduktan sonra yenilen baskıdan dolayı kapanma durumunu çok iyi top tutabilen Nonda ile aşmak öncelikli bir alternatif olarak düşünülmelidir bence. Zira aynı problemi daha düşük seviyede de olsa yaşadığımız Ankaraspor maçında farkı yaratan Aydın ve Kewell'dan ziyade Nonda'ydı.

13 Eylül 2009 Pazar

Galatasaray 3 - 0 Beşiktaş: Maç Değerlendirmesi

Basın toplantısında Mustafa Denizli'ye  "Ön tarafta daha güçlü oyuncular yerine neden Nihat, Yusuf, Tabata ve S. Özkan " diye sorulduğunda hoca, bu kadronun daha efektif olacağını düşündüğü söyledi. Bu dörtlünün yalandan tandeme yaptığı baskı Galatasaray'ın oyun setlerini kanatlardan zorlanmadan kurmasına olanak sağladı. İlk 5 dakikada da bu sayede Galatasaray topu Beşiktaş yarı sahasına gerçekten çok güzel ve çok rahat taşıyabildi. 

Mustafa Denizli ikinci yarı yaptığı değişiklikleri, dünkü postta izah etmeye çalıştığım mantıkta oyuna başlarken tercih etmesi ve eldeki teknik topçuları maçın gidişatına göre oyuna sokması bana daha akılcı gelmişti. Zira ilk yarıda Beşiktaş'ın topa daha fazla hakim olması kimseyi yanıltmasın, erken bulunan gol biraz da Mustafa Denizli'nin şansı olmuştur bana göre. 5 dakikalık oynanan futboldan bu çıkarıma varmak yanlış olabilir ama gol için saldıran Galatasaray'da Sabri ve Keita'nın karışında maça başlayan Yusuf ile İsmail'İn yaratabileceği baskıdan bahsetmek, teoride bile olsa, biraz komik kaçar. Beşiktaş cephesinde yaslanan Galatasaray'a karşı araya atılan toplarla etkili olma planının ilk yarı sonucu, yanlış hatırlamıyorsam, yedi tane açık ofsayttı.

Milli maç aralarının her takıma olan etkisi aynı değil. Gerek yorgunluk, gerek daha saha içinde oturmayan bir sürü şey varken bu aralar sonrası takımdan tempo anlamında çok fazla beklenti içinde olmamak lazım. O yüzden 2. gol gelene kurulamayan saha içi organizasyonunu biraz da buna bağlanmalı.. Ankaraspor maçında beğenmediğim Topal - Sarp ikilisi bugün daha toplu oynadı. Sanırım bunun sebebi Ankaraspor maçında Ayhan'ın görevi Topal'da iken, bugün bu görevin yapı olarak daha uygun olan Sarp'a verilmiş olmasıydı. Yine de Ayhan'ın rahatlığını yaşatmadılar, özellikle ikinci yarı Fink'in girmesinden sonra 2. gole kadar kötü oynadılar. Pana maçı öncesi rahatsız eden en önemli bölge burası.

Her şeye rağmen "ciddi rakip" efsanesi de temiz bi skorla yıkıldı. Galatasaray'ın ekonomik oynayarak Beşiktaş gibi bir takıma karşı 3 gol bulması, goller nasıl gelmiş olursa olsun, önemlidir . "Ciddi rakipler"in iyi top oynamadan da yenilebildiğini bir kez daha gördük. Hakkını vermek lazım; iyi oynamayan, yorgun olan takım defansta son derece disipllinliydi. Özellikle Hakan Balta bu kadar kötü oynarken bile çizgi defans stratejisinin, 1 pozisyon dışında, sorunsuz uygulanabilmesi uzun süredir birlikte oynamanın meyvesi. 

2 sene öncesine kadar 60 da oyundan düşen kaptanın fiziksel olarak kaydettiği aşama ortada da olsa, sanırım kimse bu maç ondan ciddi performans beklemiyordu. Elano, Aydın gibi opsiyonlar hazır olsa oynayacağını bile sanmıyorum. Bugün ilk golden sonra orta sahanın kaybedilmesi biraz da bu sebeptendi. Keita ve Arda'nın çıkması , Barış'la Elano'nun girmesinin ardından Barış'ın ortaya çekilip, Elano'nun sol kanatta devam etmesine de biraz şaşırdım açıkcası. Ben o değişikliklerden sonra 4-4-1-1 dönüleceğini sanmıştım Rijkaard tercih etmedi. Ama Elano'nun ikinci yarılarda girdiği oyunlarda supporter olarak denenmesi güzel sonuçlar verebilir. Ayrıca Premier Lig imzalı 3. gol de çok güzeldi.

Transfer döneminin son günlerinde kadroya eklenen Caner'in gelişi biraz sessiz olmuştu. Bu maçta kalitesine dair kendini hatırlatan bir kaç hareketi bekleneneden daha yararlı olacağının sinyalini verdi. Sabri'nin ,yine maç içinde ikinci yarı bir iki pozisyonda dengesini kaybetse dahi, kafasını kaldırıp, kontrollü oynamak için çabalaması son 3 maçta takım adına en büyük artıdır.

Son olarak maçın ardından Rıdvan'ın Leo Franco hakkında fikir sahibi olması için yeterli malzeme çıkmıştır diye umuyorum. 

12 Eylül 2009 Cumartesi

Galatasaray - Beşiktaş: Maç Öncesi

Malum milli maç arasında futbola susadım açıkcası, hele bi de yılın ilk derbisi olunca bi değerlendirme yapamadan duramadım..

Milli maç araları Galatasaray'a iyi gelmiyor bir süredir. Yorgunluklar, sakatlıklar bi yana her sezon başı savunma ve hücum organizasyonları tam oturmadan verilen uzun aralar takımın yerinde saymasından çok kaldığı yerden bir adım geride başlamasına neden oluyor.. Beşiktaş cephesinde ise kötü giden süreçte, ki bence bu kötü gidiş çok sonuç odaklı ve abartılıdır, bu tür araların geçen seneden de hatırlanacağı gibi iyi geleceğini düşünüyorum..

Bu sene Antep, Kayseri ve Ankara maçlarında rakip takımların önce önde basıp, sonrasında takım olarak Galatasaray'a karşı geriye yaslandıklarına şahit olduk. Ayhan'ın olmadığı Ankaraspor maçında Topal- Sarp ikilisinin Ayhan'ın görevini kotaramadıkları da gözüktü. Bu yüzden ortada Ernst- Fink gibi sağlam bi ikiliye sahip Beşiktaş'a karşı daha da zorlanacaklarını tahmin etmek zor değil.

Bana göre maçın en büyük soru işareti Beşiktaş'ın nasıl oynayacağıdır... Zira Denizli, Rijkaard'ın aksine rakibe göre taktiği, dizilişi, hatta oyun felsefesini değiştirebilen aynı zamanda da bu tür derbi maçlarında, bazı istisnalar dışında, son derece garantici oynamayı tercih eden bir teknik adam. Yağmur nedeniyle ağır olacak Sami Yen'de rakibini nispeten yorgun yakalamışken ileri uçta tandem elemanlarına baskı yapması için Serdar Özkan-Nihat, Holsoko- Ekrem ikilileri arasında yapacağı seçim kritiktir bu anlamda..

Galatasaray'da milli maç öncesi yüksek olan moraller, Bosna maçının ardından takımda bulunan milli seviyedeki yerliler nedeniyle tahminen düşmüştür. İleri uçtaki Arda, Baros haliyle yorgun olacak. Çok yıprandığını düşünmediğim Keita ise, şu maç kuru sahada oynansa tahminen maça 11'de başlayacak İbrahim Üzülmez'e ikinci bir Sergio Ramos travması yaşatabilirdi ama drenajının mükemmel olmadığını bildiğim Sami Yen'de sahaya hangi şartlarda çıkılacağı muamma.Gerek fiziksel gerek mental olarak tek hazır isim Harry Kewell gözüküyor. Keita ve Kewell'ın dışında en son 4-2 biten Şili maçında oyuna sonradan girip 10 dakikada 2 golü hazırlayan Elano'nun ve uzun zamandır şans bulamayan Barış'ın ciddi fark yaratabileceğini düşünüyorum.

Neticede topun yuvarlak olduğu bir spordan bahsediyorsak tahmin yapmak abesle iştigal olur ama milli maç arasından önce yapılabilcek potansiyel bir maçta kesin favori Galatasaray iken bu şartlarda maç öncesi Galatasaray geçen haftalara oranla biraz ters ayakta yakalanmış görünüyor. Mustada Denizli o çalımı atar mı veyahut Galatasaray erken bulduğu bi gol sonrası Beşiktaş'ı İnönü'ye farklı bi mağlubiyetle yollar mı, izleyip görücez ..

Bu arada Aydın'ın Ümit Milli Takım'da Beşiktaş'a karşı oynatılıp, darbe sonucu sakatlanması da ayrı bir skandaldır..

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Ankaraspor 0 - 2 Galatasaray : Maç Değerlendirmesi

Önce Kayserispor, şimdi Ankaraspor ve haftaya da Beşiktaş.. Ligin 2-3 senedir en sert 3 takımı ile karşılaşıyor Galatasaray. O yüzden Galatasaray'ın hakkında bi şeyler söylemeden önce Ankaraspor'un hakkını vermek lazım. Zaten Özer Hurmacı kaybının ardından bile şu 3 haftalık periyotta ligin kalburüstü takımlarından biri olacaklarının sinyalini vermişlerdi. Ediz ile Mehmet Çakır'ın Ankaragücü'ne hibe edilişi, bu birleşme olayından ötürü de ekstra motive olacakları belliydi..

Maçta da geçen hafta Kayserispor'un yaptığı önde basma stratejisini alan daraltarak etkili bi şekilde yapıp, Galatasaray'ın üstünlük kurmasına izin vermediler.  Galatasaray'da maça iki tane saf libero ve önlerinde takıma tam uyum sağlayamayan Elano ile başlayınca bu alan daraltma stratejisi başarılı oldu. Bu durumda o kopukluğu ileri çıkarak bi nebze düzeltebilecek olan Sabri sol kanatta iyi anlaşan Aydın Bilal ikilisini karşılamak durumda kalınca kopukluk temposuzluğa, temposuzluk fidana, fidanlar ağaca dönüştü ister istemez cimbomumda... Bu arada ayakların altından kaçan topların, durarak oynamaların ve 60-70 metrede oynanan futbolun altında yatan nedenlerden birinin de Ankaspor'un içinde bulunduğu kaotik durumun getirdiği rehavet olduğunu da açıktı. 

İkinci yarı ben şahsen ilk ihtimal Topal'ın yerine Arda'nın gelip, sol kanada çıkacak Topal yerine gelecek Kewell değişikliği ile başlanabileceğini (Arda ile Elano'yu ortada görmeyi istediğimden olsa gerek) veya en azından Barış Özbeğ'in ekleneceğini ummuştum. Rijkaard bunun yerine aynı kadroyla sahaya çıkıp, kanatlarda oynayan Keita ile Elano'ya içeriye yaklaşın demiş sanırım. İkinci yarı Sabri Bilal'in de ortaya geçmesi ile ileri daha fazla çıkma şansı buldu. Ama malesef üretkenlik duran topta atılan klasik Harry Kewell gole kadar zayıftı. Bunda ileri atılan topları ayağında tutmakta başarılı olamayan Baros'un da rolü büyüktü..

Emre Aşık iyi gününde değildi. Zaten yapı olarak hareketli futbolculara karşı şu yaştan sonra çok performans beklememek gerek. Ağır oyunculara karşı 40'ından sonra bile yine aynı performansla oynayacağından şüphem yok ama.. Aydın Yılmaz üstüne koyarak devam ediyor. İnsanlar onu hala Konya maçı ile hatırlamaya devam etsinler..

Kondüsyon, duran top organizsayonları, rotasyonun hazır olması ve golü bulduktan sonra oynanan oyun çok olumlu.. Ama bunun bu maç sadece Ayhan'ın eksikliği veya Elano'nun hazır olmamasıyla tavan da yapsa Ayhan ve Arda'lı 3'lü de bile orta alandan kaynaklanan eksiklikler de göz önünde. Zamanla oturacağı inancındayım ama Beşiktaş ve Pana maçları öncesi keşke şu milli maç araları biraz bize de yarasaydı iyi olurdu diyorum sadece..

Son olarakta ilk yarıda Baros'un rakibi kırmızı yapmak için kendini atması çirkindi. Hani ilk olayı da değil. Bence teknik ekip tarafından uyarılmalı..

24 Ağustos 2009 Pazartesi

GS TV - 90+

İlk defa bugün mü başladı bilmiyorum. Zira etrafımdaki bazı Galatasaraylı arkadaşlarım gibi 24 saat GS TV'yi takip etmiyorum. Ama takip eden zümreden aldığım bilgi doğrultusunda bu uygulama/ program ilk bugünkü maça denk geldi. Gerçi ben gece tekrarına denk geldim..

Programa "90+ " gibi oldukça geleksel bir isimle başlasa da içerik olarak maç sonları diğer tüm Tv'lerden daha zengin. Aslında bunun çok doğal olması gerek ama ülkemizde ilk defa gördüğümden ben şaşırdım açıkcası. Özellikle iç saha maçlarında imkanı olanların direk maç sonu geçmesi, en azından bi şans vermesi lazım. Bugün stadın içine kurulmuş stüdyo sayesinde duşunu alan Mustafa Sarp ve Aydın Yılmaz geldi, programın yorumcusu Bülent Ünder'in yanına oturdu. Bülent Hoca camianın saygın isimlerinden olduğundan da gayet yerinde tespit ve eleştirilerini yaptı. Futbolcular dinledi. Bu arada maçın istatistikleri ekranın altından ve sol bölümünde verildiğini, değerlendirmelerin sallama ağırlıklı olmadığını da belirteyim.

Tek eleştirim, yine GS TV bölümünde futbolcular ve teknik ekiple röportaj yapan genç arkadaşın biraz daha düzgün sorularla gelip, basın klişeleri ile özellikle Rijkaard'ın kafasına arabada 5 evde 15 tarifesi uygulamaması gerekir. Bunun dışında Rijkaard'ın tercümanı duyduğum kadarıyla  taraftar geçmişi olan, bi kaç dili konuşabilen ve yaptığı işten mutlu olan iyi niyetli bi insan ama İngilizcesi süphe uyandırmaya devam ediyor. Programda yine soruları eksik çevirmesi ve Rijkaard'ın " topu kaybedince konsantre olmalıyız" cümlesini " topu kazanınca iyi konsantre olmalıyız" yapması canlı yayın, yorgunluk gibi etkenlerden olabilir pek tabii ama ilk vukuatı olmadığı için biraz sıkıntı düşürdü içime..

23 Ağustos 2009 Pazar

Galatasaray 4 - 1 Kayserispor : Maç Değerlendirmesi

Kayserispor'un ligin yaklaşık 4 yıldır istikrarla en iyi savunma yapan 3 takımından biri olması, diğer tarafta 90 dakika kesin bir dominsayonun sağlandığı maçlarda bile hücum organizasyonlarında da takımın istenilen etkinlikte olmayışından ötürü biraz endişeliydim açıkcası. 

Tolunay Kafkas, takımının forvetleri ile Galatasaray tandemini baskıda tutma stratejisi, Servet ve Gökhan'ın kendilerine gelen topları neredeyse hiç tutmamaları ve Ayhan, Mustafa Sarp ve Sabri'nin başarılı performansları ile başarasız oldu.Oysa bir sene önce bu baskı planı çok puan kaybına neden olmuştu. Hücumun önemli parçalarından biri olması gereken Ayhan biraz bu baskından biraz da yorgunluktan ötürü ileriye gerekli desteği veremedi. 

Duran toplarda bu sene fark olduğu belliydi. Topu kullanan oyuncuların el hareketlerinden yanılmıyorsam 4 farklı duran top seti olduğunu biliyorduk ama bugün Arda'nın öndireğe Aydın'a atmasıyla başlayan duran topta kameranın geniş açısıyla bu setlerin sadece ceza sahası içi konumlansından çok daha ciddi bi şekilde çalışıldığına şahit oldum. Sabri ilk yarı çok iyi oynadı. Aydın topu alışında getirişinde takımın hücüm hattında sırıtmıyor fakat bitirişlerde hala bi şeyler oturmamış. Hata yaptıkça, daha fazla hata yapmaya devam ediyor. Yine de çok acımasız olmamak lazım. İlerde aşacaktır bu problemlerini.. Bunun dışında defans anlamında bir takım tedirginlik verici sinyaller gözüme çarptı. Hızlı hücümlarda kaptırılan toplarda ciddi anlamda tehlike yaşanmasa da, Kayserispor'un ceza sahası önüne kadar rahat gelebilmesi Zan- Servet ikilisinin oyun yapılarının benzeşmesinden kaynaklanıyor gibi geldi.  

Geçen sene tek farklı galibiyet anlarında hissettiğimiz o tedirginlikten eser olmaması sanırım sadece bana özgü değil. Elano'nun sol ayakla yolladığı füzesinden sonra bizim ayağa kalkmamız ile o dakikaya kadar hararet yapmış Tolunay Kafkas'ın klübeye gidip oturması maçın en güzel anıydı şüphesiz. Gol onu da serinletti.. 

21 Ağustos 2009 Cuma

Galatasaray 5-0 Levadia Tallinn: Maç Değerlendirmesi

Önce şunun altını bi kez çizeyim. Eğer seneye D-Smart Türkcell süper lig, uefa ve şampiyonlar ligine dair tüm yayın paketlerini 10 yıllığına alsa dahi, o rezilliğin kullanıcısı olmayacağım abicim. Geçen sene kendime söz vermiştim, arkasındayım. Televizyondan maç seyretmeyi sevmek isteyen biri olarak batmalarını diliyorum en yakın zamanda.. O kadar tiksindirdiler ki, gelen gideni aratır lafından dolayı Lig TV'nin karton stüdyoları, Hande Yener'li maç klipleri, hatta Bahri Havadır ile Ömer Güvenç bile sempatik gelmeye başladı 2 yıldır..

Maça gelirsek ilk olarak olumlu yönlerden bahsedelim.. Galatasaray'ın bu sene Ali Sami Yen maçları çok çok uzun zamandır görmediğim bi şekilde festival havasında geçiyor. Yani sahada ortaya konmaya çalışılan futbol bi kenarda dursun, kulübede takımı izleyen o iki çift göz, sahada karakteristik bi takım dokusunu bize hissettiren yerli yabancı futbolcular ve tribunde sanki sadece şarkı söylemeye gelmiş bi taraftar ...Çok pozitif bir enerji veriyor bu bahsettiğim 3 unsur dışarı. Bugün bu 3 unsura maçı el cezireden izleyenler için Arap spiker de katılmıştır diye tahmin ediyorum. 

 Futbol kısmı için diyebileceğim şeyler aslında aynı. Skor 5-0, bunun dışında belki atılabilecek 2-3 pozisyon daha var. Normalde gayet tatmin edici bi sayı gibi görünebilir. Ama % 78'lik topa sahip olma gibi bir dominasyonun olduğu, Servet'in koca maçta toplasan 30 saniye gözüktüğü ve resmen tek kale oynanan bir maç için yeterliliği geçtim, düşük bile kabul edilebilecek bir verim söz konusu. 

Sabah bir çok gazetenin Keita'yı maçın yıldızı olarak göstereceğinden şüphem yok. Oysa ki bugünkü maçta Denizli karşısında, özellikle 2. yarı, oynadığı topu göz önüne alırsak iyi değildi. Bunun sebebinin de bir süredir Sabri olduğunu iddaa ediyorum zaten. Keita özellikle kapanan takımlara karşı topu verip  "al ,takıl abi" denilebilecek yapıda bir oyuncu değil. Aksine yönetilmesi gereken, boş alan yaratılması ve bunun için de özel hücum setlerine ihtiyaç duyan bir futbolcu. Bunun içinde orta sahadan ve arkasındaki ortağından iyi destek alması gerek. 

Yine daha önce yeni görevinden ötürü kopukluğunu gözlemlediğim Arda, bugün rakibin 11 kişiyle gömülüp, oyun alanını daraltmasından ötürü orta ikiliden önceki maçlar kadar kopuk görünmedi. Bol bol aldı verdi. Arkadan gelenlere alan boşalttı. Kesinlikle iyiydi. Onun dışında maçın en iyisi benim gözümde Mustafa Sarp'tır. Mehmet Topal'ın yedeği olarak kadroya eklense de, bir süredir Topal'ın rakibidir. 

Son olarak, bu bizim Dady Cool çok başka bir adam. Yıllar sonra hatırlanınca bile suratımda bi gülümseme yaratacağından ve bana "ah ulan ne adamdı" çektireceğini biliyorum.

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Galatasaray 4 - 1 Denizlispor: Maç Değerlendirmesi

Öncelikle savunma bloğunda 4 farklı adamla başlamanın arkasında yatan mantığı çözemedim. Gerçi kaliteden dolayı Volkan dışında ilk 11 seviyesinde 3 adamla başlama şansınız varsa çok yadırganmamalı bu. Volkan konusuna gelirsek; Sezon öncesi yapılan değerlendirmelerde teknik direktörler için sık sık kullanılan " ligi tanımak" teriminin gerçek bi örneğini gördük. Rijkaard özelliklerini bilmediği Bangoura'yı geçen haftaki performansına göre değerlendirince karşısına çabuk hamleli olmayan Volkan Yaman'la başladı.

Orta sahada sağ tarafa daha yakın oynayan Mustafa Sarp ve sağ uçta Keita, Antep maçı değerlendirmesinde belirttiğim gibi arkalarında fizik olarak tam hazır olmayan, ama oyun bilgisi lig seviyesinin çok üstünde bir Uğur'la önceki haftaya göre performanslarını katladılar. Ama bunlara rağmen skora bakıp yanlış çıkarımlara ulaşmamak gerek. Evet, sahada Antep maçında olmayan bir dominsayon vardı. Ama bu dominasyonun etkili şekilde kullanılamayışı, rakibin daha güçsüz olması ve Ali Sami Yen gibi dışsal faktörlerin de etkisini akıllara getirdi.

Bunun dışında Arda yine ortadaki ikiliden kopuk oynadı. Ve üstündeki baskıdan olsa gerek kendi başına bi şeyler yaratmayı çok denedi. Keita iyi oynamasına rağmen yapı olarak topu aldığında kafasını kaldırarak oynayabilen, geniş görebilen bir oyuncu değil. Bu nedenle Elano'nun 11'e girmesi ile birlikte solda Arda ile kurulacak setlerde Elano yardımı ile Keita'nın bol bol tek pasla tehlikeli bölgede topla buluşacağını tahmin ediyorum. Şayet araya milli maç haftası girmese ve bu hafta ortaya çıkan futbol bu olsa, biraz canım sıkılırdı. Ama şu durumda normaldir.

Bu arada bir iki laf'da tribunlere söylemek lazım. Taraftarın buluştuğu forumlarda sezon öncesi herkesin ağzından çıkan tek laf " sabır" 'dı. Ama gösterilecek olan bu sabrın sadece Rijkaard'a değil, tüm takıma ve futbolculara da olması lazım. Bi tarafta Volkan'ın ayağına top gelince başlayan homurtularla (ki Volkan'ı beğenmeyenlerin başında gelirim) ,diğer tarafta atılan gollerden sonra hücum hattındaki her adamın bestesini söyleme alışkanlığına artık bi çözüm bulunması lazım.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Gaziantepspor 2 - 3 Galatasaray : Maç Değerlendirmesi

Bazen rakip takım öyle bi gol atar ki, Can Yücel'in sinkaflı şiirlerine benzer istemsiz ,refleks olarak alkışlarsın.. Dün Antep'in Julio Sezar ekolünün son temsilcisi , sanıyorum, El Cordobezlerin üçüncüsü öyle bi gol attı ki 70 Galatasaraylı'nın arasında tamamen istemsiz ayağa kalkıp alkışladım golü.

Maçı izlemeyenler 3-2'lik skoru görünce keyifli bi maç kaçırdıklarını düşünüp, üzülmesinler. Daha çok orta saha mücadelesi şeklinde geçen, bol pas hatalı ama bol çekişmeli vasatın biraz üzerinde bi maç izletti iki takım. O sıcakta bundan iyisi olmazdı zaten. Malum bizim takımın cephesinde gndemin başında sistem mevzusu var. Takım hakkında konuşmaya 4-3-3, 4-5-1, 4-2-3-1 gibi çeşitli varyasyonlar üzerinden çıkıyor haliyle birçok insan. Misal 4-3-3 ile 4-5-1 arasındaki fark, aslında tamamen sağ ve sol açıkta oynayacak oyuncunun vasıfları ile ilgili bi konudur. Sol uçta Aydın oynarken, Sağda İleri 3'lü yapısına uygun bi Keita sahada olsa bile 4-3-3'den bahsetmek zor. Dün'e gelirsek Arda'ya verilen rolden ötürü "4-2-3-1 " en akla yatan varyasyon olarak geliyor. Belirtmek istedim sadece. Rijkaard'ın da dediği gibi " fazla takılmamak " lazım...

Muhakkak havlu atmış Netanya ile aç,arzulu Antep arasında büyük fark var. Bu bi kenarda dursun. Çünkü tek fark bu deil. Bana göre dünkü kopuk, oyunu Antep tarafına yıkamayan Galatasaray'da As olarak başlayan Sabri, Zan, Sarp ve Aydın Neskeens'in bahsettiği kısa ve yerden oynayan, topu gezdiren özellikte oyuncular değiller. Uğur Uçar, E.Güngör, Linderoth ve Kewell'dan hiç değiller. Mesela genelin aksine Sabri'yi her şeye rağmen rotasyonda yararlı bulur, severim.. Malcom'un kardeşi Reese gibi severim.. Hatta yeri gelir Dewey gibi severim... Ama önünde yine bu kurguya henüz hazır olmayan Keita ile oynayınca Bek oynayan Olcan Adın karşısında bile etkili olamamasının nedeni Keita'nın arkadan Uğur gibi oyun bilgisi çok yüksek bi oyunc tarafından desteklenmemesidir.

Mustafa Sarp'ın kesici ve durdurucu özellikleri oldukça iyi. Baskı gelmeyince topu oyuna sokması Ayhan gibi birz yavaş olsa da idare eder. Ama baskı geldiği an Dan dun oynaması dün takımın ritmini bozan en önemli unsurdu. Bana göre arkasında Güngör ile Uçar'ın olduğu bir defans ile sırıtmadan oynayabilir.

Diğer bi dikkatimi çeken hadise de duran toplarda reboundların alınamamasıydı. Böyle kaybedilip bize atak olarak dönen 6 pozisyon saydım ki Galatasaray'ın önceden böyle bi alışkanlığı olmaması beni endişelendirdi biraz.

Bunun dışında Arda ve Aydın içinde bi şeyler söylemem lazım. Arda, orta ikiliden kopuk oynadı, ama bu görevin Rijkaard tarafından ona verildiği çok belliydi. Neticede aynı Netanya maçındaki Aydın gibi saha içinde etkin olmadan etkili oynadı. Rolü, mantalitesi ve saha içi ve dışında sorumlulukları değişen biri için kısa sürede bu büyüme beni çok heyacanlandırıyor. Aydın ise dün verdiği 3 gol pasından veya girdiği bir pozisyondan yararlansa bugün yapılan eleştirilerin hiçbiri yapılmazdı. Dün iyi değildi. Belki Arda'ya serbest görev verilmese daha iyi oynayabilirdi.

Maç sonu Rijkaard'ın herkesi soyunma odasının önünde beklemesi, herkesi tebrik etmesiyle maç sonu oluşan soru işaretleri yerini umuda bıraktı. hehehe

Not: Bu arada pazar gününe kadar yine uzakta olucam, o yüzden yazılar haliyle gecikecek, postlar azalabilir. Ama azalmaya da bilir. Süprize açık ama ben risk almayıp alt oynayın derim.

7 Ağustos 2009 Cuma

Barış Özbek

Seviyorum lan bu adamı. Galatasaray ile çıktığı ilk maçta gördüğüm Barış'a çok gülmüştüm. Hani olur ya teknik namına pek bir şey vaad etmese de azimlidir, savaşır sahada. Belki sürekli olarak düşüp kalkmasından dolayı bu görüntüyü vermiştir ve yüzümü güldürmüştür ama cidden canını dişine takarak oynayan bir oyuncu olduğunu söyleyebilirim.
Belki bu sürekli yerlerde gezinen hali içimde kendisine karşı bir "yazık lan, bak nasıl azimli çocuk" düşüncesi oluşturmuş ve bu sebeple kendisine bir sempati beslemiş olabilirim ama şunu da açıkça belirtmek isterim ki buraya geldiği günden bu yana katettiği yol azımsanamaz. Kendisi benim gözümde orta sahada çok iyi bir yedektir, hatta olur da Bahamalar'da denize vuran bir dalga Linderoth'u sakatlarsa (ihtimaller dahilinde) ilk 11'i bile zorlayabilir.

Maccabi Netanya maçında attığı ilk golde taraftarla sevincini paylaştıktan sonra reklam tabelalarının üzerinden atlarken yine tepetaklak oldu, o ilk gün geldi gözümün önüne. Ya bu adam var ya...Neyse bir şey demiyorum.

Galatasaray 6-0 Maccabi Netanya

Rakip zaten ilk maçtan havlusunu orda bırakıp gelmiş, diğer tarafta  futbol için uzun kabul edilebilcek bi aranın ardından kendi taraftarının önüne çıkan,iyi ayarlanmış yedek as dengesi ile yedeklerin moral motivasyonunu bozmayacak bir Galatasaray sürdü sahaya Rijkaard.

Futbolda ileride oynayıp, sonuca asist veya gol ile doğrudan katkın olmuyosa hakettiğin takdiri görmüyorsun ne yazık ki. Aydın'ı savunacak değilim, geçen seneki istikrarsızlıkta mutlaka payı vardır, kolay sakatlanmasında mutlaka payı vardır, hepsine eywallah. Ama bugün Aydın diye lafa başlayanların akıllarına sadece Konya maçı geliyorsa, ne bileyim en basitinden bi Antalyaspor maçı gelmiyosa bu Aydın'dan çok onların ayıbıdır..

Her zaman yaptıklarının dışında ne yaptı mesela bugün Aydın? Kanattan çizgiye indi, kafayı kaldırmadan orta açtı, Barış kendini iyi ayarlayıp, güzel bitirdi. İkinci gol mesela, bu arada çok güzel bi goldü, Barcelona tarzı bi goldü..inşallah bu sene çok görücez benzerlerini, ama Aydın'ın kestiği topa kaç kişi yetişip tamamlayabilirdi takımda, okuyanlar bunu sorsunlar kendilerine lütfen.. Aydın'ı ilk defa mı arka direğe keserken görüyorlar? Olumsuz bi tablo falan çizdiğim de sanılmasın lütfen,. Zira Aydın kendi kuşağının şanslı çocuklarından. Bi çok yetenekli çocuk, sadece fiziksel yetersizliklerinden değil, mental olarak bazı eşikleri aşamadıklarından kayboldular. Aydın bunu aştı demek için henüz erken ama en azından hayatta kaldığını söyleyebiliriz. 

Maç için fazla bi şey söylemeye gerek yok. Linderoth hazır gözüktü. Emre Güngör'ün formayı Zan'dan alması için daha fazla güven vermesi lazım. Aksi takdirde Milli takım stoperini kesecek güveni hocaya veremez. Uğur her zaman ki gibi bekleneni verdi.. Pazar günü sahaya aç, yeni hocası ve iyi transferlei ile arzulu ve sert oynayacak Antep'e karşı görmek lazım takımı..

Forma polemiğine tatilde olduğumdan giremedim. Bu konuda kendi adıma tek bi şey söylemek istiyorum. İnternette mor ve parçalı versiyon da dahil, belki beyaz forma dışında, resmi dizaynlardan daha iyi versiyonlarını gördüm, bi çok taraftar da görmüştür, o yüzden sadece çok daha iyi olabilirdi demekle yetiniyorum.  

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Barça'nın B Planı

Haber katalan bölgesinin yerel sport gazetesinden... Haziran 2010'da sözleşmesi biten Keita'nın yerine, Yaya'nın yanına veya Yaya'ya alternatif olacak adam arayan Barça A planındaki Mascherano (ki Xabi Alonso'dan sonra zor gibi) ve Arsenal Kaptanı Cesc Fabregas isimlerinin alternatifi olarak 3 oyuncuyu belirlemiş...

Adaylar ;Az Alkmaar'ın 27 yaşındaki Hollandalısı Mendes Da Silva, Ajax'ın 22 yaşındaki Belçikalısı Jan Vertonghen ve son olarak da Galatasaray'ın anadolu delikanlısı Mehmet Topal...