19 Ağustos 2009 Çarşamba

Happy Birthday Hayhay



Blogumuzun yazarlarından Hayhay'ın doğumgününü vurdurmuyorlar.blogspot.com olarak en içten dileklerimizle kutluyoruz. İyi ki doğdun koç.

- Ben de kutlarım lan. (Genç Memduh)

Ryan Babel Rap ( Yo ! )

Bir yıl önce, günlerden bugün Ryan Babel aka Rio... Adettendir, sözlerini de verelim.. Tam olsun.

Rapping is my hobby
Rappers dont want trouble
I'm the Liverpool star those bitches are loving
I know what time it is - I've just bought a new watch
Ill give you a punchline: eight seconds, youll be knocked down
Towel in the ring
My family in the V.I.P
No caviar for us, Surinamers eat chicken
Ya'll know nothing: this is the Premier League
Representing the G
You can see this n***a with number 19
Ya'll can f*** off, I f*** with a whole team
Ya'll can talk, but you dont get anything with it
Ya'll can't be like me, my status is too high
If rappers come to close, I have to take space
People watch YouTube to learn my actions
I have those skills, try some tricks
I was a poor n***a
Now I make f***ing money
I went from the Euro to the English pound
I put money in my pocket, now I spend money on nothing
I like it this way, I'm sure you like it
If somebody want beef, well come on
I like it with some pepper, homie
I'm sure in my life
Give me the f***ing ball, you lose both legs
And now my competition is past
If you hate me because of that, I say youre right
If I was you, I would hate me too
I have the s**t homie
I cant even spend all my money
Keep your daughter in sight. or you will be my family
Ill take your daughter and let her make clean
101 Barz - this is the first time but I came hard!
I came alone, I don't have a back-up
I came because I mean it
Check it

18 Ağustos 2009 Salı

Fenerbahçe:3 - Sivasspor:0

Alex'in henüz 7. dakikada sakatlanıp oyunu terketmek zorunda kalması, ve yerine ısınmadan oyuna giren Deived'in 45 dakika boyunca ısınamaması Fenerbahçe'nin koskoca ilk 45 dakikasının boşa gitmesine sebep oldu. İlk yarıda Sivasspor'un oyunu kendi sahasında kabullenmesi sonucu Fenerbahçe daha baskılı görünse de, devrenin en etkili pozisyonunu Ersen'in indirdiği topta savunmanın arkasına iyi kaçan Kamanan'la Sivas yakaladı, Afrika asıllı Fransız topa iyi vurabilse Fenerbahçe soyunma odasına şok bir sonuçla gidebilirdi.


İlk yarıda dikkatimi en çok çeken nokta, koskoca bir devre sol kanadın hiç işlememesiydi, sakatlıktan yeni çıkan Roberto Carlos sakatlığının nüksetmesinden korkunca tedirgin ve kontrollü bir oyun ortaya koydu, böyle olunca soldan bindirmeler yapip Dos Santos'a koridor açmadı, pas alışverişine de girmeyince koskoca 45 dakika boşuna gitti. Madem Carlos'un sakatlığı tam geçmedi, ya da tam hazır değilse niye Vederson veya Uğur Boral alternatiflerinden biri kullanılmadı anlamak kolay değil (Carlos lütfedip soldan ilk bindirmesini, hemde topsuz koşu olarak 33.dakikada yapabildi). Daum madem Carlos'la başladı, hatasını erken görüp Carlos-Vederson/Uğur değişikliğine gitmeliydi. Hatta biri ilk yarıda bomboş bir pozisyonda, ikinciside Honved maçında gol attığı yerin hemen hemen aynı yerden frikikten sert şut çekmeyip, ikisinde de ayağının içiyle plase vuruş yapması Carlos'un en azından mental olarak maça hazır olmadığının net kanıtlarıydı.

İkinci yarıda ise oyun yine aynı şekilde Sivas yarı alanında, fakat bu sefer etkili, tempolu(!) bir Fenerbahçe baskısıyla geçti (son yıllarda görmediğimizden pek alışkın değiliz, yadırgadık). Daum klasik riskini alıp stoperlerini orta sahaya çekti, doğabilecek tehlikeleri de Cristian'ı daha defansif görev alarak önlemeye çalıştı, hücumda ise Emre'nin Alex'in rolünü üstlenmesiyle ve Gökhan’ın bitmek tükenmek bilmeyen bindirmeleriyle pozisyonlara girildi. Sonuç olarakta ilki ofsayttan, ikincisi de ön direkteki Kadir ve kaleci Petkoviç'in bariz hatalarından olmak üzere arka arkaya iki gol geldi ve Fenerbahçe oyunu kopardı. Maçın en iyileriyse ise tartışmasız Gökhan Gönül ve Emre’ydi, özellikle Gökhan’ın enerjisi, sayısısız bindirmeleri, milli sol bek Hayrettin’i düşürdüğü komik durum(lar) kendisini benim gözümde maçın en iyisi yaptı. Zaten çok net bir şekilde söyleyebilirim ki Gökhan Gönül ve Arda ligin çok üstünde oyuncular ve Avrupa’nın hemen hemen her takımında oynayabilirler. Maçın kırılma anı ise maçı izleyen herkesin hemfikir olacağı Önder’in ıskaladığı topta Kamanan’ın yakın mesafeden yarım volesini ters ayakta yakalanmasına rağmen Volkan’ın yaptığı inanılmaz kurtarıştı.

Bu arada izlediğim bilmem kaçıncı Sivas maçında da Petkoviç bariz hata yaparak takımına gol yedirdi (Bülent Hoca kendisine nasıl tahammül ediyor, anlamak kolay değil). Sivasspor kaleciyi saymazsak 7.5 defansif özelliği yüksek oyuncuyla (Kamanan, Ersen ve yarım da Cihan’ı saymazsak) Kadıköy’de klasik bir Anadolu takımı gibi oynadı, sanki maçtan önce birileri hiç gelmeyin bir puan verelim deseler, hiç düşünmeden kabul edecek gibiydiler. Halbuki çok değil daha geçen sene 3’ü forvet olmak üzere toplam 5 hücumcuyla oynayıp, Kadıköy'de Premier League standartlarında maç izlettirmişlerdi. Bu defansif anlayış Sivas’taki mental değişikliğinin en açık kanıtıydı. Kaptan Mehmet Yıldız ve Sezer düzelmeden ligde seri yakalayabilmeleri pek muhtemel gözükmüyor.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Fabregas'ın Nedeni...

Wenger'in milyon dolarlık bebekleri sahada ona emanet. Sezona tahmin ettiğim gibi iyi başladılar. Sansasyonel skorlar ve ardından dağılan bir Arsenal ilk defa göreceğimiz bi şey değil tabii ki ama bu sene o ünlü düşüşü beklemiyorum takımdan. Neden? diye sorarsanız, mantıklı bir nedeni olarak sunabileceğim bir şey de yok zaten. Benimkisi örümcek hissiyatı...

Neyse ne diyorduk, Daha önce Fabregas'ın neden Arsenal'i tercih ettiğini belirtmiştik. Bu sefer de neden çok sevdiği Barcelona'dan ayrılmak istediğini anlatsın; " Barcelona'da oynamak çok güzeldi. Ama oynadığınız zaman maç 30-0 bitiyorsa, bunun bi amacı yok, benim rekabete ihtiyacım vardı... 13 yaş altında oynamaya başladığım zaman en az 15 farkla kazanıyorduk. Eğer hocalar senin daha iyi olduğunu görüyorlarsa neden daha üst yaş gruplarında oynanamana izin vermiyorlar ? O ara gitmeyi düşündüm....Hatta nerdeyse Espanyol'a gidiyordum. Fakat başkan bana bi çözüm bulacağını söyledi.. O sıralarda da Arsenal'in teklifi geldi, değerlendirdim. "


O yıllardan arkadaşı olduğu Messi için ise ; " Oyunumda çok etkisi vardır ama uyum döneminde çok içine kapanık ve utangaçtı... Hatta başta aptal olduğunu düşündük..ta ki Playstation'a kadar.. Sonra konuşabildiğini keşfettik"

16 Ağustos 2009 Pazar

Lugano ile 4 yıl daha



Devam demiş, hayırlısı...


15 Ağustos 2009 Cumartesi

Galatasaray 4 - 1 Denizlispor: Maç Değerlendirmesi

Öncelikle savunma bloğunda 4 farklı adamla başlamanın arkasında yatan mantığı çözemedim. Gerçi kaliteden dolayı Volkan dışında ilk 11 seviyesinde 3 adamla başlama şansınız varsa çok yadırganmamalı bu. Volkan konusuna gelirsek; Sezon öncesi yapılan değerlendirmelerde teknik direktörler için sık sık kullanılan " ligi tanımak" teriminin gerçek bi örneğini gördük. Rijkaard özelliklerini bilmediği Bangoura'yı geçen haftaki performansına göre değerlendirince karşısına çabuk hamleli olmayan Volkan Yaman'la başladı.

Orta sahada sağ tarafa daha yakın oynayan Mustafa Sarp ve sağ uçta Keita, Antep maçı değerlendirmesinde belirttiğim gibi arkalarında fizik olarak tam hazır olmayan, ama oyun bilgisi lig seviyesinin çok üstünde bir Uğur'la önceki haftaya göre performanslarını katladılar. Ama bunlara rağmen skora bakıp yanlış çıkarımlara ulaşmamak gerek. Evet, sahada Antep maçında olmayan bir dominsayon vardı. Ama bu dominasyonun etkili şekilde kullanılamayışı, rakibin daha güçsüz olması ve Ali Sami Yen gibi dışsal faktörlerin de etkisini akıllara getirdi.

Bunun dışında Arda yine ortadaki ikiliden kopuk oynadı. Ve üstündeki baskıdan olsa gerek kendi başına bi şeyler yaratmayı çok denedi. Keita iyi oynamasına rağmen yapı olarak topu aldığında kafasını kaldırarak oynayabilen, geniş görebilen bir oyuncu değil. Bu nedenle Elano'nun 11'e girmesi ile birlikte solda Arda ile kurulacak setlerde Elano yardımı ile Keita'nın bol bol tek pasla tehlikeli bölgede topla buluşacağını tahmin ediyorum. Şayet araya milli maç haftası girmese ve bu hafta ortaya çıkan futbol bu olsa, biraz canım sıkılırdı. Ama şu durumda normaldir.

Bu arada bir iki laf'da tribunlere söylemek lazım. Taraftarın buluştuğu forumlarda sezon öncesi herkesin ağzından çıkan tek laf " sabır" 'dı. Ama gösterilecek olan bu sabrın sadece Rijkaard'a değil, tüm takıma ve futbolculara da olması lazım. Bi tarafta Volkan'ın ayağına top gelince başlayan homurtularla (ki Volkan'ı beğenmeyenlerin başında gelirim) ,diğer tarafta atılan gollerden sonra hücum hattındaki her adamın bestesini söyleme alışkanlığına artık bi çözüm bulunması lazım.

Premier League Başlıyor...

Bundesliga ile birlikte sıkılmadan herhangi iki takımın, hiç bir önem arzetmeyen maçını izleyebildiğim iki ligden biridir Premier lig. Burdan dekoder satamadığı için Premier lig'in haklarını alıp, yanına Kablolu Tv'de ek ücret vermeksizin izlenilebilen Nba Tv ile birlikte spor paketi yapıp, bize çakan sevgili şansal abi ile bok varmış gibi Bundesliga'yı alıp, yayın kalitesini Kanal 24 seviyesinde vermeyen TRT'yi gözlerinden öpüyor, en yakın zamanda bu ikilinin yanlarına Sergen,Gürcan ve Ünsal triosunu da alarak Voltran'ı oluşturmalarını temenni ediyorum. Bi de allah rızası için kafa kısmını, "çok zeki yorumlar yapıyo abii" Sergen oluşturmasın..

                                                Kumburgaz Hatırası - 2007

Neyse ne diyorduk, Premier lig bugün Chelsea - Hull City maçı ile açılışını yapıyor. Ligin süperstarı C. Ronaldo gitmiş, araya M.City ve Villa girmiş, üstteki pota daha bi dengeli olmuş. Şahsen bu saatten sonra Owen'dan cacık olmayacağını düşünenlerdenim. Nani'den de Queresma benzeri bi patlama bekliyorum. Liverpool bana göre en büyük favori. Chelsea'nin başına bi türlü sevemediğim adam geçti. Ben çok ümitli değilim şahsen. Her ne kadar Sir Alex Ferguson " Sadece Chelsea ile Liverpool bize rakip olabilir" dese de , bu sene Adebayor'u kaybetmiş Wilshire'lı,Eduardo'lu ve Walcott'lu Arsenal'den beklentilerim çok büyük, Wenger'in milyon dolarlık bebekleri bu sene yarıştan çabuk kopmayacaklarına dair güçlü bir hissiyat oluştu bende.

13 Ağustos 2009 Perşembe

Denizlispor:0 - Fenerbahce:2 Maç Değerlendirmesi

Fenerbahce Daum'un verdigi Alman motivasyonuyla mıdır, bilinmez, maçın henüz ilk dakikasında Bilica-Alex-Guiza ortaklığından gelen güzel golle öne geçti. Tabi bu gol ve maç öncesi Daum'un Fener'i rokete benzetmesi, patlama potansiyeli falan filan derken bi an için beni farklı hayallere götürerek bu sezon gerçekten değiştiğimizi, ligin tozunu atacağımız gibi düşüncelere itti. Ama oyunda dakikalar ilerledikçe Fenerbahçe'nin malesef genlerinde olan yavaş ve temposuz oyun bu düşüncelerin sadece 1 dakikalık rüya olduğu gerçeğini gösterdi. Bu gerçek 1. Daum döneminde de, Zico'da da, Dede'de de değişmedi ve doğal olarak 2. Daum dönemi de bizi Lale Devri'ne götüremedi malesef. 5. viteste başladığımız oyunu 1. vitese alınca oyunun ne temposu kaldı, ne de zevki, resmen keşke gol atmasaydık daha ilk dakikadan dedirtti.

Ekran karşısında böyle sıkıcı bir maçı izlerken, bitse de kanalı değiştirsek diye düşündürürken, bir de elektriklerin kesilip bizi ekstradan 50 dakika Melih ve Ersun Yanal'in gereksiz sohbetlerine esir bırakması gercekten işin iyice tuzu biberi oldu. Hayır, garip olan Milli Piyango'daki 'ya çıkarsa' bilinç altı düşüncesinde olduğu gibi, insan 'ya maç başlarsa' düşüncesiyle kanalı da değiştiremiyor. En çok merak ettiğim 50 dakikalık ara verilmese, ikinci yarının başında dili dışarı çıkmaya başlayan Andre Santos maçı nasıl tamamlayacaktı.

Emre gerçekten bu sezon orta sahada maestro gibi oynuyor, bu çift yönlü pozitif oyunuyla geçen sezon bi ara ön liberodaki partneri Alex'i de rahatlatıyor ve onun daha çok skora katkı yapmasını sağlıyor. Hatta maç içinde içimden aman bu adama nazar değmesin, bu sezon 4. resmi maçı oldu ve hala sakatlanmadı diye geçiriyorken, maçın sonlarında kasığını tutarak oyundan çıkmasına gerçekten üzüldüm. Umarım çabuk toplar kendisini, yoksa bu kronik sakatlığı performansını olumsuz etkileyebilir. Gerçi bu sakatlığa en çok 9 milyon euro'luk yedeğimiz Mehmet Topuz mutlu oldu gibi, kendisine geçiçi de olsa ilk 11 yolu gozuktu gibi (en azından Sivas maçında). Rize maçında da iyiydi.

Bilica sonunda iyi bir maç oynayıp beni tatimin etti. Güiza yine iyiydi, bu sene onun için farklı olacak.Özetle takımın temposu dışında rahatsız edici bir şey yok. Tabii ligin ilk maçı olmasını, Brezilyalıların erken form tutamadıklarını hatırlamak gerek. ilerleyen günlerde daha detaylı ve daha sağlıklı izleyebilicez takımı

Not: Bu arada yazı zamanında gelmesine rağmen farklı mail adresine gönderildiğinden gözümüzden kaçmış ya da kaçırılmış.

12 Ağustos 2009 Çarşamba

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Gaziantepspor 2 - 3 Galatasaray : Maç Değerlendirmesi

Bazen rakip takım öyle bi gol atar ki, Can Yücel'in sinkaflı şiirlerine benzer istemsiz ,refleks olarak alkışlarsın.. Dün Antep'in Julio Sezar ekolünün son temsilcisi , sanıyorum, El Cordobezlerin üçüncüsü öyle bi gol attı ki 70 Galatasaraylı'nın arasında tamamen istemsiz ayağa kalkıp alkışladım golü.

Maçı izlemeyenler 3-2'lik skoru görünce keyifli bi maç kaçırdıklarını düşünüp, üzülmesinler. Daha çok orta saha mücadelesi şeklinde geçen, bol pas hatalı ama bol çekişmeli vasatın biraz üzerinde bi maç izletti iki takım. O sıcakta bundan iyisi olmazdı zaten. Malum bizim takımın cephesinde gndemin başında sistem mevzusu var. Takım hakkında konuşmaya 4-3-3, 4-5-1, 4-2-3-1 gibi çeşitli varyasyonlar üzerinden çıkıyor haliyle birçok insan. Misal 4-3-3 ile 4-5-1 arasındaki fark, aslında tamamen sağ ve sol açıkta oynayacak oyuncunun vasıfları ile ilgili bi konudur. Sol uçta Aydın oynarken, Sağda İleri 3'lü yapısına uygun bi Keita sahada olsa bile 4-3-3'den bahsetmek zor. Dün'e gelirsek Arda'ya verilen rolden ötürü "4-2-3-1 " en akla yatan varyasyon olarak geliyor. Belirtmek istedim sadece. Rijkaard'ın da dediği gibi " fazla takılmamak " lazım...

Muhakkak havlu atmış Netanya ile aç,arzulu Antep arasında büyük fark var. Bu bi kenarda dursun. Çünkü tek fark bu deil. Bana göre dünkü kopuk, oyunu Antep tarafına yıkamayan Galatasaray'da As olarak başlayan Sabri, Zan, Sarp ve Aydın Neskeens'in bahsettiği kısa ve yerden oynayan, topu gezdiren özellikte oyuncular değiller. Uğur Uçar, E.Güngör, Linderoth ve Kewell'dan hiç değiller. Mesela genelin aksine Sabri'yi her şeye rağmen rotasyonda yararlı bulur, severim.. Malcom'un kardeşi Reese gibi severim.. Hatta yeri gelir Dewey gibi severim... Ama önünde yine bu kurguya henüz hazır olmayan Keita ile oynayınca Bek oynayan Olcan Adın karşısında bile etkili olamamasının nedeni Keita'nın arkadan Uğur gibi oyun bilgisi çok yüksek bi oyunc tarafından desteklenmemesidir.

Mustafa Sarp'ın kesici ve durdurucu özellikleri oldukça iyi. Baskı gelmeyince topu oyuna sokması Ayhan gibi birz yavaş olsa da idare eder. Ama baskı geldiği an Dan dun oynaması dün takımın ritmini bozan en önemli unsurdu. Bana göre arkasında Güngör ile Uçar'ın olduğu bir defans ile sırıtmadan oynayabilir.

Diğer bi dikkatimi çeken hadise de duran toplarda reboundların alınamamasıydı. Böyle kaybedilip bize atak olarak dönen 6 pozisyon saydım ki Galatasaray'ın önceden böyle bi alışkanlığı olmaması beni endişelendirdi biraz.

Bunun dışında Arda ve Aydın içinde bi şeyler söylemem lazım. Arda, orta ikiliden kopuk oynadı, ama bu görevin Rijkaard tarafından ona verildiği çok belliydi. Neticede aynı Netanya maçındaki Aydın gibi saha içinde etkin olmadan etkili oynadı. Rolü, mantalitesi ve saha içi ve dışında sorumlulukları değişen biri için kısa sürede bu büyüme beni çok heyacanlandırıyor. Aydın ise dün verdiği 3 gol pasından veya girdiği bir pozisyondan yararlansa bugün yapılan eleştirilerin hiçbiri yapılmazdı. Dün iyi değildi. Belki Arda'ya serbest görev verilmese daha iyi oynayabilirdi.

Maç sonu Rijkaard'ın herkesi soyunma odasının önünde beklemesi, herkesi tebrik etmesiyle maç sonu oluşan soru işaretleri yerini umuda bıraktı. hehehe

Not: Bu arada pazar gününe kadar yine uzakta olucam, o yüzden yazılar haliyle gecikecek, postlar azalabilir. Ama azalmaya da bilir. Süprize açık ama ben risk almayıp alt oynayın derim.

8 Ağustos 2009 Cumartesi

OldSkool





 

Fotoğraflar 4 ay öncesine ait. MAXtv adlı müzik kanalının reklam çekimleri.. Hırvatların retrosu da böyle oluyo demek ki. En çok Pletikosa ile Niko Kranjcar'a yaramış çekimler, Simuniçte bi nebze olmuş hadi. Modriç zaten konu tip olduğunda değerlendirme dışı. Eduardo'yu da ilk başta çıkaran varsa helal olsun..

Tanırım iyi çocuktur Vol.2

Brezilya denilince akla 3 şey gelir; Rio Festivali, futbol ve futbolcular. Denizden babam çıksa yerim, Brezilya'da ayağında topla gördüğüm her çocuk benim için potansiyel bir Kaka'dır diyen adamlar tanıyorum.

Futbolu yakından takip edenler Brezilya U21 takımına hep ilgi duymuştur çünkü orada oynayan oyuncuların hepsi kısa süreler içinde Avrupa'da kendine yer edinir. Bu sezonun gözde ismi Keirrison de Souza Carneiro (kendisine de bir ara dokunduracağım) olsa da ondan çok daha iyi yerlere gelme potansiyeline sahip bir oyuncu daha var, kimseye çaktırmayın özellikle de Perez başkana.
İsmi Marquinhos ya da uzunca Marcos Antônio da Silva Gonçalves. Aynı milli kadroda yer aldığı oyuncuların her ayırt edici özelliğinden bir parça kendinde bulundurarak diğerlerinden ayrılıyor. Keirrison ne kadar bitirici özellikleriyle göze batıyorsa Marquinhos da öyle. Ayrıca kendisi forvetin yanısıra akıllı oyunuyla forvet arkasında da görev alabilir. Kanat oyuncularınız mı sakatlandı, koyun kanada hızı ve çevikliğiyle sizi kendine hayran bıraksın. Lulinha (Luiz Marcelo Morais dos Reis) ile 100 metre yarışına girseler burun buruna bitiş çizgisine girerler. Bu aralar Palmerias için ter döküyor. Açın Youtube'u izleyin bana inanmıyorsanız.


7 Ağustos 2009 Cuma

Siz kovamazsınız ben istifa ederim

Türk futbolunda çok garip bir döngü var;

Bir teknik adam kovulduğunda hemen bir kanalın futbol programında yorumcu olarak göreve başlıyor. Her türlü klişe cümleleri kullanarak kendine yer ediniyor, 5 tane sallıyor 3 tanesi tutuyor, bir anda "ordinaryus futbol adamı" oluyor, iddaacılar o yorum yapmadan kupon yapmıyor. Sonra ligin ikinci yarısının başlangıcıyla beraber teknik direktör öğütücüsü takımlarımız birer birer soykırıma başlıyor, takım şampiyonluğa oynasa bile ard arda 3 yenilgiden sonra teknik direktör kovuluyor, 3 gün içinde de yorumlarıyla gecelerimize renk katan (siyah da bir renktir) arkadaşı takımın başına getiriyor.
Bu esnada kovulan teknik adam 2 hafta içinde başka bir kanalda yorum yapmaya başlıyor. İşe yeni gelen teknik adamımız kendi yetenekleri sayesinde değil, oyunculardaki "yeni gelen teknik adam hırsı" adını verdiğim psikoloji sayesinde ligin sonuna kadar rahat rahat götürüyor. Takım ligden düşmüyor, başkan memnun, taraftar memnun, açıklamalar da aynı yönde "Teknik direktörümüze güveniyoruz" ve türevleri. Sonra yine bir şeyler kötü gidiyor ve ilk yarının son 2 haftasıyla beraber teknik direktörün suyu ısınıyor. İkinci yarının başlaması da makus talihi engelleyemiyor ve ard arda alınan 3-5 kötü sonuç teknik direktörümüzün sonu oluyor. Bu esnada ta geçen sezon kovulan eski teknik adam/yeni yorumcumuz çoktan ün yapmış oluyor ve 3 güne tekrardan takımın başına geçiyor.

Total Türk futbolu budur, kovulanın yerini bir önceki kovulan doldurur. Birisi Hikmet Karaman mı dedi? Kendisi bildiğim kadarıyla bütün Ankara takımlarını çift dikiş çalıştırdı. Ersun Yanal Lig TV'de yorum yapmaya başlamış bile. En kralı da Yılmaz Vural tabi ki.

Tanırım iyi çocuktur

Rusya futbolunun kayda değer yükselişinin parlayan yıldızı Alan Dzagoev. Her şeyin doğalgaz, her şeyin para, her şeyin pahalı transferler olmadığının da kanıtı. Geçen sezonlara kadar Rusya ikinci liginde koşuştururken yeni sezonla birlikte CSKA Moskova oyuncuları maçta o olmayınca ne yapacağını şaşırıyor, Wagner Love ileri uçta yalnızlıktan melankolik şiirler yazıyor.
Tip olarak Messi'yi andırır bir görünümü var, ya da Atatürk Oto Sanayii sitesinin en sevilen çaycısının çırağı. En önemli özelliği yaratıcılığı, çok iyi pas dağıtıyor. Ofansif orta sahaların genel hastalığı olan kondisyon sorunu kendisinde öyle göze batmıyor ama çok da zorlamamak lazım. Yuri Zhirkov'un Chelsea'ye gidişiyle vitrinde kendine manzaralı bir yer bulacağından eminim. Rusya Ligi de artık öyle sırt çevrilen bir lig değil bilindiği üzere. Yakın zamanda Avrupa kulüplerine doğru Rusların sıcak denizlere indiği gibi yollanabilir.

Henüz 19 yaşında ama futbolu son derece olgun bir şekilde oynuyor. İyi çocuk.

Açılın ben korsanım

İlk film gayet güzeldi çünkü büyük bir kadroyla yapılmış bir görsel şölendi, uzun zamandan beri beklenen açlığa çareydi hayranları için. İkinci film Uçan Hollandalı efsanesinin hayat bulması sayesinde ilgi çekiciydi ama üçüncü film artık sınırların sonuydu.

Yok efendim ölüler dünyasından şizofrene bağlamış popstar korsan Jack Sparrow'u kurtaralım da, Calypso aslında yanlarındaki büyücü de, asırlık korsanlar konseyi de, konseyin başına İngiliz kraliyet ailesinden bir kız geçti de, Uçan Hollandalı'nın kaptanı Davey Jones'un kalbi de bilmem ne...

Yetmedi mi anlamadım bir de dördüncüsü gelecekmiş; filmi de Rob Marshall çekecekmiş. Şimdi son filmde kaldığımız yere bakalım ve olası bir senaryo üzerinde düşünelim:

Will (Orlando Bloom) 10 yıl boyunca denizlerde takılacaktı, o işi noldu? Bu esnada yavuklusu (Keira Knightley) ne yapacak, yeni aşklara mı yelken açacak? Jack Sparrow jüri üyeleriyle kavga edip popstara veda ettikten sonra müzik kariyerine İstiklal'deki türkü barlarda mı devam edecek yoksa ölüler dünyasında unuttuğu cep telefonunun peşine mi düşecek?

Benim tahminim uzaylı korsanların dünyayı işgalini önlemek için Poseidon'dan yardım isteyecek bizim takım. Filmin sonunda da ölmek üzere olan Jack Sparrow Odin tarafından kurtarılıp Loki'nin yerine tahta oturacak.

Tahta mı?

Tahta tabi, zoruna mı gitti?