
Blogumuzun yazarlarından Hayhay'ın doğumgününü vurdurmuyorlar.blogspot.com olarak en içten dileklerimizle kutluyoruz. İyi ki doğdun koç.
"Futbol 90 dakikadır ve sonunda dai.. şu geçen Mattheaus değil mi, dalın acımayın lan!" - Gary Lineker
Bir yıl önce, günlerden bugün Ryan Babel aka Rio... Adettendir, sözlerini de verelim.. Tam olsun.
Rapping is my hobby
Rappers dont want trouble
I'm the Liverpool star those bitches are loving
I know what time it is - I've just bought a new watch
Ill give you a punchline: eight seconds, youll be knocked down
Towel in the ring
My family in the V.I.P
No caviar for us, Surinamers eat chicken
Ya'll know nothing: this is the Premier League
Representing the G
You can see this n***a with number 19
Ya'll can f*** off, I f*** with a whole team
Ya'll can talk, but you dont get anything with it
Ya'll can't be like me, my status is too high
If rappers come to close, I have to take space
People watch YouTube to learn my actions
I have those skills, try some tricks
I was a poor n***a
Now I make f***ing money
I went from the Euro to the English pound
I put money in my pocket, now I spend money on nothing
I like it this way, I'm sure you like it
If somebody want beef, well come on
I like it with some pepper, homie
I'm sure in my life
Give me the f***ing ball, you lose both legs
And now my competition is past
If you hate me because of that, I say youre right
If I was you, I would hate me too
I have the s**t homie
I cant even spend all my money
Keep your daughter in sight. or you will be my family
Ill take your daughter and let her make clean
101 Barz - this is the first time but I came hard!
I came alone, I don't have a back-up
I came because I mean it
Check it

Alex'in henüz 7. dakikada sakatlanıp oyunu terketmek zorunda kalması, ve yerine ısınmadan oyuna giren Deived'in 45 dakika boyunca ısınamaması Fenerbahçe'nin koskoca ilk 45 dakikasının boşa gitmesine sebep oldu. İlk yarıda Sivasspor'un oyunu kendi sahasında kabullenmesi sonucu Fenerbahçe daha baskılı görünse de, devrenin en etkili pozisyonunu Ersen'in indirdiği topta savunmanın arkasına iyi kaçan Kamanan'la Sivas yakaladı, Afrika asıllı Fransız topa iyi vurabilse Fenerbahçe soyunma odasına şok bir sonuçla gidebilirdi.
İkinci yarıda ise oyun yine aynı şekilde Sivas yarı alanında, fakat bu sefer etkili, tempolu(!) bir Fenerbahçe baskısıyla geçti (son yıllarda görmediğimizden pek alışkın değiliz, yadırgadık). Daum klasik riskini alıp stoperlerini orta sahaya çekti, doğabilecek tehlikeleri de Cristian'ı daha defansif görev alarak önlemeye çalıştı, hücumda ise Emre'nin Alex'in rolünü üstlenmesiyle ve Gökhan’ın bitmek tükenmek bilmeyen bindirmeleriyle pozisyonlara girildi. Sonuç olarakta ilki ofsayttan, ikincisi de ön direkteki Kadir ve kaleci Petkoviç'in bariz hatalarından olmak üzere arka arkaya iki gol geldi ve Fenerbahçe oyunu kopardı. Maçın en iyileriyse ise tartışmasız Gökhan Gönül ve Emre’ydi, özellikle Gökhan’ın enerjisi, sayısısız bindirmeleri, milli sol bek Hayrettin’i düşürdüğü komik durum(lar) kendisini benim gözümde maçın en iyisi yaptı. Zaten çok net bir şekilde söyleyebilirim ki Gökhan Gönül ve Arda ligin çok üstünde oyuncular ve Avrupa’nın hemen hemen her takımında oynayabilirler. Maçın kırılma anı ise maçı izleyen herkesin hemfikir olacağı Önder’in ıskaladığı topta Kamanan’ın yakın mesafeden yarım volesini ters ayakta yakalanmasına rağmen Volkan’ın yaptığı inanılmaz kurtarıştı.
Wenger'in milyon dolarlık bebekleri sahada ona emanet. Sezona tahmin ettiğim gibi iyi başladılar. Sansasyonel skorlar ve ardından dağılan bir Arsenal ilk defa göreceğimiz bi şey değil tabii ki ama bu sene o ünlü düşüşü beklemiyorum takımdan. Neden? diye sorarsanız, mantıklı bir nedeni olarak sunabileceğim bir şey de yok zaten. Benimkisi örümcek hissiyatı...
Öncelikle savunma bloğunda 4 farklı adamla başlamanın arkasında yatan mantığı çözemedim. Gerçi kaliteden dolayı Volkan dışında ilk 11 seviyesinde 3 adamla başlama şansınız varsa çok yadırganmamalı bu. Volkan konusuna gelirsek; Sezon öncesi yapılan değerlendirmelerde teknik direktörler için sık sık kullanılan " ligi tanımak" teriminin gerçek bi örneğini gördük. Rijkaard özelliklerini bilmediği Bangoura'yı geçen haftaki performansına göre değerlendirince karşısına çabuk hamleli olmayan Volkan Yaman'la başladı. Orta sahada sağ tarafa daha yakın oynayan Mustafa Sarp ve sağ uçta Keita, Antep maçı değerlendirmesinde belirttiğim gibi arkalarında fizik olarak tam hazır olmayan, ama oyun bilgisi lig seviyesinin çok üstünde bir Uğur'la önceki haftaya göre performanslarını katladılar. Ama bunlara rağmen skora bakıp yanlış çıkarımlara ulaşmamak gerek. Evet, sahada Antep maçında olmayan bir dominsayon vardı. Ama bu dominasyonun etkili şekilde kullanılamayışı, rakibin daha güçsüz olması ve Ali Sami Yen gibi dışsal faktörlerin de etkisini akıllara getirdi.

Bunun dışında Arda yine ortadaki ikiliden kopuk oynadı. Ve üstündeki baskıdan olsa gerek kendi başına bi şeyler yaratmayı çok denedi. Keita iyi oynamasına rağmen yapı olarak topu aldığında kafasını kaldırarak oynayabilen, geniş görebilen bir oyuncu değil. Bu nedenle Elano'nun 11'e girmesi ile birlikte solda Arda ile kurulacak setlerde Elano yardımı ile Keita'nın bol bol tek pasla tehlikeli bölgede topla buluşacağını tahmin ediyorum. Şayet araya milli maç haftası girmese ve bu hafta ortaya çıkan futbol bu olsa, biraz canım sıkılırdı. Ama şu durumda normaldir.
Bu arada bir iki laf'da tribunlere söylemek lazım. Taraftarın buluştuğu forumlarda sezon öncesi herkesin ağzından çıkan tek laf " sabır" 'dı. Ama gösterilecek olan bu sabrın sadece Rijkaard'a değil, tüm takıma ve futbolculara da olması lazım. Bi tarafta Volkan'ın ayağına top gelince başlayan homurtularla (ki Volkan'ı beğenmeyenlerin başında gelirim) ,diğer tarafta atılan gollerden sonra hücum hattındaki her adamın bestesini söyleme alışkanlığına artık bi çözüm bulunması lazım.
Bundesliga ile birlikte sıkılmadan herhangi iki takımın, hiç bir önem arzetmeyen maçını izleyebildiğim iki ligden biridir Premier lig. Burdan dekoder satamadığı için Premier lig'in haklarını alıp, yanına Kablolu Tv'de ek ücret vermeksizin izlenilebilen Nba Tv ile birlikte spor paketi yapıp, bize çakan sevgili şansal abi ile bok varmış gibi Bundesliga'yı alıp, yayın kalitesini Kanal 24 seviyesinde vermeyen TRT'yi gözlerinden öpüyor, en yakın zamanda bu ikilinin yanlarına Sergen,Gürcan ve Ünsal triosunu da alarak Voltran'ı oluşturmalarını temenni ediyorum. Bi de allah rızası için kafa kısmını, "çok zeki yorumlar yapıyo abii" Sergen oluşturmasın..
Kumburgaz Hatırası - 2007
Neyse ne diyorduk, Premier lig bugün Chelsea - Hull City maçı ile açılışını yapıyor. Ligin süperstarı C. Ronaldo gitmiş, araya M.City ve Villa girmiş, üstteki pota daha bi dengeli olmuş. Şahsen bu saatten sonra Owen'dan cacık olmayacağını düşünenlerdenim. Nani'den de Queresma benzeri bi patlama bekliyorum. Liverpool bana göre en büyük favori. Chelsea'nin başına bi türlü sevemediğim adam geçti. Ben çok ümitli değilim şahsen. Her ne kadar Sir Alex Ferguson " Sadece Chelsea ile Liverpool bize rakip olabilir" dese de , bu sene Adebayor'u kaybetmiş Wilshire'lı,Eduardo'lu ve Walcott'lu Arsenal'den beklentilerim çok büyük, Wenger'in milyon dolarlık bebekleri bu sene yarıştan çabuk kopmayacaklarına dair güçlü bir hissiyat oluştu bende.

Emre gerçekten bu sezon orta sahada maestro gibi oynuyor, bu çift yönlü pozitif oyunuyla geçen sezon bi ara ön liberodaki partneri Alex'i de rahatlatıyor ve onun daha çok skora katkı yapmasını sağlıyor. Hatta maç içinde içimden aman bu adama nazar değmesin, bu sezon 4. resmi maçı oldu ve hala sakatlanmadı diye geçiriyorken, maçın sonlarında kasığını tutarak oyundan çıkmasına gerçekten üzüldüm. Umarım çabuk toplar kendisini, yoksa bu kronik sakatlığı performansını olumsuz etkileyebilir. Gerçi bu sakatlığa en çok 9 milyon euro'luk yedeğimiz Mehmet Topuz mutlu oldu gibi, kendisine geçiçi de olsa ilk 11 yolu gozuktu gibi (en azından Sivas maçında). Rize maçında da iyiydi.
Bazen rakip takım öyle bi gol atar ki, Can Yücel'in sinkaflı şiirlerine benzer istemsiz ,refleks olarak alkışlarsın.. Dün Antep'in Julio Sezar ekolünün son temsilcisi , sanıyorum, El Cordobezlerin üçüncüsü öyle bi gol attı ki 70 Galatasaraylı'nın arasında tamamen istemsiz ayağa kalkıp alkışladım golü.
Muhakkak havlu atmış Netanya ile aç,arzulu Antep arasında büyük fark var. Bu bi kenarda dursun. Çünkü tek fark bu deil. Bana göre dünkü kopuk, oyunu Antep tarafına yıkamayan Galatasaray'da As olarak başlayan Sabri, Zan, Sarp ve Aydın Neskeens'in bahsettiği kısa ve yerden oynayan, topu gezdiren özellikte oyuncular değiller. Uğur Uçar, E.Güngör, Linderoth ve Kewell'dan hiç değiller. Mesela genelin aksine Sabri'yi her şeye rağmen rotasyonda yararlı bulur, severim.. Malcom'un kardeşi Reese gibi severim.. Hatta yeri gelir Dewey gibi severim... Ama önünde yine bu kurguya henüz hazır olmayan Keita ile oynayınca Bek oynayan Olcan Adın karşısında bile etkili olamamasının nedeni Keita'nın arkadan Uğur gibi oyun bilgisi çok yüksek bi oyunc tarafından desteklenmemesidir.
Bunun dışında Arda ve Aydın içinde bi şeyler söylemem lazım. Arda, orta ikiliden kopuk oynadı, ama bu görevin Rijkaard tarafından ona verildiği çok belliydi. Neticede aynı Netanya maçındaki Aydın gibi saha içinde etkin olmadan etkili oynadı. Rolü, mantalitesi ve saha içi ve dışında sorumlulukları değişen biri için kısa sürede bu büyüme beni çok heyacanlandırıyor. Aydın ise dün verdiği 3 gol pasından veya girdiği bir pozisyondan yararlansa bugün yapılan eleştirilerin hiçbiri yapılmazdı. Dün iyi değildi. Belki Arda'ya serbest görev verilmese daha iyi oynayabilirdi.




Fotoğraflar 4 ay öncesine ait. MAXtv adlı müzik kanalının reklam çekimleri.. Hırvatların retrosu da böyle oluyo demek ki. En çok Pletikosa ile Niko Kranjcar'a yaramış çekimler, Simuniçte bi nebze olmuş hadi. Modriç zaten konu tip olduğunda değerlendirme dışı. Eduardo'yu da ilk başta çıkaran varsa helal olsun..
Brezilya denilince akla 3 şey gelir; Rio Festivali, futbol ve futbolcular. Denizden babam çıksa yerim, Brezilya'da ayağında topla gördüğüm her çocuk benim için potansiyel bir Kaka'dır diyen adamlar tanıyorum.
İsmi Marquinhos ya da uzunca Marcos Antônio da Silva Gonçalves. Aynı milli kadroda yer aldığı oyuncuların her ayırt edici özelliğinden bir parça kendinde bulundurarak diğerlerinden ayrılıyor. Keirrison ne kadar bitirici özellikleriyle göze batıyorsa Marquinhos da öyle. Ayrıca kendisi forvetin yanısıra akıllı oyunuyla forvet arkasında da görev alabilir. Kanat oyuncularınız mı sakatlandı, koyun kanada hızı ve çevikliğiyle sizi kendine hayran bıraksın. Lulinha (Luiz Marcelo Morais dos Reis) ile 100 metre yarışına girseler burun buruna bitiş çizgisine girerler. Bu aralar Palmerias için ter döküyor. Açın Youtube'u izleyin bana inanmıyorsanız.
Bu esnada kovulan teknik adam 2 hafta içinde başka bir kanalda yorum yapmaya başlıyor. İşe yeni gelen teknik adamımız kendi yetenekleri sayesinde değil, oyunculardaki "yeni gelen teknik adam hırsı" adını verdiğim psikoloji sayesinde ligin sonuna kadar rahat rahat götürüyor. Takım ligden düşmüyor, başkan memnun, taraftar memnun, açıklamalar da aynı yönde "Teknik direktörümüze güveniyoruz" ve türevleri. Sonra yine bir şeyler kötü gidiyor ve ilk yarının son 2 haftasıyla beraber teknik direktörün suyu ısınıyor. İkinci yarının başlaması da makus talihi engelleyemiyor ve ard arda alınan 3-5 kötü sonuç teknik direktörümüzün sonu oluyor. Bu esnada ta geçen sezon kovulan eski teknik adam/yeni yorumcumuz çoktan ün yapmış oluyor ve 3 güne tekrardan takımın başına geçiyor.
Rusya futbolunun kayda değer yükselişinin parlayan yıldızı Alan Dzagoev. Her şeyin doğalgaz, her şeyin para, her şeyin pahalı transferler olmadığının da kanıtı. Geçen sezonlara kadar Rusya ikinci liginde koşuştururken yeni sezonla birlikte CSKA Moskova oyuncuları maçta o olmayınca ne yapacağını şaşırıyor, Wagner Love ileri uçta yalnızlıktan melankolik şiirler yazıyor.
Tip olarak Messi'yi andırır bir görünümü var, ya da Atatürk Oto Sanayii sitesinin en sevilen çaycısının çırağı. En önemli özelliği yaratıcılığı, çok iyi pas dağıtıyor. Ofansif orta sahaların genel hastalığı olan kondisyon sorunu kendisinde öyle göze batmıyor ama çok da zorlamamak lazım. Yuri Zhirkov'un Chelsea'ye gidişiyle vitrinde kendine manzaralı bir yer bulacağından eminim. Rusya Ligi de artık öyle sırt çevrilen bir lig değil bilindiği üzere. Yakın zamanda Avrupa kulüplerine doğru Rusların sıcak denizlere indiği gibi yollanabilir.
İlk film gayet güzeldi çünkü büyük bir kadroyla yapılmış bir görsel şölendi, uzun zamandan beri beklenen açlığa çareydi hayranları için. İkinci film Uçan Hollandalı efsanesinin hayat bulması sayesinde ilgi çekiciydi ama üçüncü film artık sınırların sonuydu.