"Futbol 90 dakikadır ve sonunda dai.. şu geçen Mattheaus değil mi, dalın acımayın lan!" - Gary Lineker
30 Temmuz 2010 Cuma
Adnanlar Ltd. Şti.
Bilindiği üzere Haldun Üstünel aka "007" istifasını verdi. Olayın iç yüzü daha buralara yansımadı ama ana hadisenin Adnan Sezgin ile Haldun Üstünel arasında olduğu da bi gerçek. Bu gerçekten yola çıkalım bizde o halde.Deniliyor ki Haldun Üstünel iyi bir yönetici değildi. Sonuna kadar katılıyorum. Bende bu fikrin oluşma zamanı 19 mayıs 2007 tarihinde Ali Samiyen'deki Fenerbahçe derbisinde yaşanan su rezaletinde baş aktörlerden biri olduğunu öğrendiğim zamana tekabül eder.. "İçimizden biri Haldun Üstünel " sloganı o günün ardından daha farklı bi algılamaya başlamışımdır .. Yalnız bunun dışında ısrarla kendini arka planda tutmaya çalışan yönetici profilinden bahsetmezsek ayıp olur. Belki tribundeki goygoycularla ilişkileri vardı ama milyonlarca taraftarı olan bi camia'nın Haldun Üstünel'e tapmasında bunun rolü sıfıra yakındır. Haldun Üstünel bugün Beşiktaş taraftarının yaşadığı "oh amına koyim yaa" rahatlığını bize çok hesaplı yaşatan, Batista'lı Bratulu, Cesar Pirates'li günlere sünger çeken adamdır. Ve bugün yine Grealla'ların, Pojak'ların adının geçtiği günlerde Galatasaray'a kattığı değer çok daha iyi anlaşılmaktadır..

Diğer taraftan Adnan Sezgin tam bir kapalı kutu... Tamam taraftar sevmiyor ama neden sevilmediğini kimse de tam olarak bilmiyor. Denilen şu; Gerets, Skibbe, Felkamp ve Bülent gitti neden bu adam hala orda... İşin sıkıntılı tarafı buna kimsenin " çünkü .." ile başlayan bi cevabı da yok... Benim Adnan Sezgin'e notunu verdiğim gün, Gerets sonrası gelen şampiyonlukta ekranların karşısında Cevat hoca'yı harcadığı gündür.. O güne kadar ekran karşısında görmediğimiz bu yiğit, o esnada esas oğlan olma çabaları çok acınasıydı.
Büyük Adnan'a ise fazla değinmeye gerek yok. Cemal Nalga skandalı, gönderilen hocalar, önce yardımcıları kovmalar, 20:45 gibi ucuz sloganlarla psikolojik savaş yaptığını iddaa etmeler ve o Aziz Yıldırım ve Arda haberi çıktığında, çocuğa o panikle Metin Oktay yükü biçip, kaptan yapmalar (ki psikolojik savaş öyle değil, böyle olur demiştir Aziz Yıldrıım bu hamleyle)... Ve tüm bunlara rağmen bugün hala isminin önünde Galatasaray Başkanı gibi bi sıfat varsa bunu Haldun Üstünel'in getirdiği Frank Rijkaard'a borçludur..
Galatasaray taraftarı bir süredir unuttuğu " Kim Kallström'ün eşi ikna edilemedi" , " Cimbom Tevez'e kancayı taktı, Sezgin İngiltereye uçtu " tarzı haberlere bir an önce alıştırsın kendini. Artık Adnanların dünyasındayız..
5 Temmuz 2010 Pazartesi
23 Şubat 2010 Salı
Demokrasinin Kılıcı
Ancak; bir gerçek var ki, kupada,ligde ve Avrupa liginde hedeflerin devam etmesi şimdilik yönetimin radikal tedbirlere başvurmasını engelliyor. Ancak Başkan Aziz Yıldırım ve ekibinin bu sezona kadar olan yönetim anlayışı, takımın üzerinde demokrasinin kılıcı gibi duruyor.
22 Aralık 2009 Salı
Puskas'ın Kemikleri
17 Aralık 2009 Perşembe
14 Aralık 2009 Pazartesi
Rooney Düşerken
Rooney La Plongeuse - The best bloopers are a click away
Emre Utkucan Yine Kazandırdı!
Küs
Milliyet beni eğlendirmeye devam ediyor:İki sambacı, sol kanatta kendilerinin yerine oynayan Özer'i savunup kendilerini üstü kapalı şekilde eleştiren kaptana kızgınlar. Santos ve Vederson'un, Alex'e bu yüzden küstükleri belirtiliyor. Bu arada Alex, Ankaragücü galibiyetini fazla büyütmemeleri gerektiğini belirterek, "Daha eksiğimiz var" dedi."
- Bi do que falar para nós migg ok?? Vedo Come ...('Bi daha bizimle konuşma tamam mığğ?? Gel Vedo...'nun Google Translate'çesi.)
11 Aralık 2009 Cuma
Bu Gollerle mi Ha?
Kafamdaki Tello Değilsin
27 Ekim 2009 Salı
Looking For Eric
İzlemek için doğru an'ı bekliyordum. Bazen yaparım bunu, hele öncesindeki olumlu yorumların yanında film, benim için Guy Ritchie, Shane Meadows'la birlikte mahşerin 3 britanyalısından Ken Loach ait olunca bu doğru anı bekleme saplantısı tavan yaptı.Hatta itiraf edeyim, güya Fenerbahçe'yi Kadıköy'de morartıktan sonra yorumları, televizyonu, her şeyi ertesi güne bırakıp Looking For Eric'i izleyecektim o keyifle. Olmadı tabii.. Hesapta her şey 4/4'lük olunca izleyeceğim bir keyif filmi olacaktı.. Uzatmayayım, maçın skıntısından içim içimi yerken bir an film de, ken loach da, cantona da gözümde anlamını yitirdi ve şöyle bi bakayım dedim en son. Ve bittikten sonra anladım ki; izlemek için bundan daha doğru bir an istesem de seçemezmişim.
Spoiler vermeden film anlatma işini de hiç beceremiyorum. Bu yüzden filmin yerine, Eric Cantona'nın neden bir ilham kaynağı olduğundan bahsetmek istiyorum. Eminim tekmeyi bilmyen yoktur ama sonrasındaki basın toplantısını bilmeyenler vardır.
Tarih 26 haziran 1995, United deplasmanda Crystal Palace ile oynuyor ve Cantona, defans oyuncusu Richard Shaw'u formasından çekip, hafifte bir tekme savurup oyundan atılır. Sonrasında da tribunlerden kendine küfür eden Palace taraftarı Matthew Simmons'a o ünlü Kung Fu tekmesini savurur.
Ve ardından basın toplantısı.. Eric The King, hadisenin iç yüzünü, neden bu kadar sinirlendiğini ve bunun gibi detayları öğrenme umuduyla gelen onlarca martının karşısına geçer, " Martıların balıkçı gemilerini takip etmesinin nedeni, sardalyelerin denize atılacağını düşünmeleridir.. Çok teşekkürler" der ve kendisiyle aynı masada oturan 5 adamı "napıyo lan bu " bakışları arasında orada bırakır ve kahkahalar eşliğinde salonu terk eder.
Fenerbahce: 3 - Galatasaray: 1
Bloğun Fenerbahçelilerinden biri olarak bir çoğunuz bugün burda benden çoşkulu bir galibiyet yazısı beklerdiniz doğal olarak. Halbuki ben, sahada takımımızın ve tribunde taraftarımızın göstermediği fairplay örneğini göstererek yazı işini yenilen tarafın yazarı olan Hayhay’a bırakmıştım. Bunun altında yatan sebep ise benim yazacağım şeyler gün içinde okuduğunuz birçok yazıyla parallellik taşıması ihtimaliydi. Hayhay’sa bir özeleştiri yapabilir diye düşünmüştüm ama heyhat, anladığım kadarıyla damarlarındaki sarı kırmızıya söz geçirememiş. Koca mağlubiyeti Aziz Yıldırım'ın sezon öncesi stratejisine bağlayıp, Adnan Polat'a yüklenmiş. Maçın kısa özeti Daum’un fizikle maç kazanma stratejisi, kanatları Topuz ve Vederson’la kapatıp, ağır savunmanın üzerine savaşçı Kazım’ı sürmesi, Koch’un takıma yüklediği kondisyon, Fenerbahçe’nin 90 dakika boyunca yaptığı inanılmaz pres, Galatasaray’ın klasikleşen Kadıköy fobisi, futbolcuların maç öncesi kavgası ve Galatasaray’lıların ruh hali, seyirci baskısı, hakemin kötü yönetimi, gollerden birinin ofsayttan, penaltınında penaltı olmayan pozisyondan sonra kazanılmasına rağmen bunların sonucu zaten değiştiremeyeceği, Keita’nın yumruğu, Christian’ın gözden kaçan yumruğu, vs…
Ama asıl dikkatimi çeken, Keita’nin yumruğu sonrası Carlos’un yanına tedavi icin koşan sağlık görevlisinin tedavi icin alternatif tıbba başvurmasıydı. O güzel insanın buz koymak yerine öpeyimde geçsin'i tercih etmesi, her türlü milli etkinlik öncesi çıkan Coca Cola reklamlarındaki sıcaklığın, çoşkunun gerçek hayattaki dışa vurumuydu sanki.. Acaba bu abi zamanında Mustafa Denizli'ye yne bir Galatasaray maçında " Hocam Ali Güneş'i çıkar, Baliç'i sok." diyen polis memuru ile aynı insan olabilir mi diye de düşünüyor insan.
NOT: Bu arada derbide Hayhay'la 4 yıldır aramızda olan gelenekte bozulmadı. İddaa teklifime önce yanıt vermedi, sonra her zamanki gibi kendini tutamadı ve teklifime maça 15 dakika kala olumlu yanıt verdi, eh artik 22Kasim akşamı Nevizade'de görüşmek uzere :)


