3 Haziran 2009 Çarşamba

Kaos

           "Delirmiş bir dünyada, sadece delilerin aklı başındadır"


- Hiçbir yerin ortasındayım

- Bu çok insani bi durum

- Bu yol..Hatırlıyorum.. Biz bu yoldan daha önce de geçtik.

- İnsanoğlu aynı yollardan hep geçer!.. Bu yollardan bezdiysen, atla gitsin !!

- ..... (atlar)

The Curious Case Of Juan Figer (2009)

Tamam kabul, adamın tipi ağır ofsayt. Hindistan sinemasındaki kötü karakterlerden tutun rahmetli Ali Şen'in efsane yaptığı, tutuğuna barnak bastırtan Kayserili tüccar tiplemesine kadar geniş bi skala içinde dalga geçmeye müsait böylesine bi yüz hattı, böylesine kıl bi mizaç ender bulunur.

Ama işte konu bu değil... Fenerbahçe ile ilişkisi tahminen ne zaman başladı diye biraz beyin jimnastiği yaparsak ilk akla gelen Alex De Souza'nın geldiği 2004 yılıdır. Gerçi underground ortamlarda 2000'lerin başında yönetimin Selim Soydan'ı yine figer'in menajerliğini yaptığı Luis Figo'yu izlemeye gönderdiği dönemde Figer'in ajandasına " Fenerbahçe? Turkia ?... hmmm interesting" diye not düştüğü de söylenmekte.

Nerden baksak son iki yılda daha da ilerleyen 5 yıllık bi ilişki varken, Figer'in ismini bu sene duymamız biraz düşündürücü. Sezon öncesi Deivid'İn ayağı kırılmasa, Alex'in kefil olduğu Maldonado süper bi adam çıksa ve Aragones Zico'nun bıraktığı yerden devam etseydi adını duyar mıydık? Soru bu.

Ortada kayıtsız şartsız bi bağımlılık varsa tabii ki eleştirilecek bi konu bu. Lakin getirdiği adamların oynadıkları top oranında değerlendirirsek oldukça başarılı bi menajer olduğu da açık bi gerçek. Ayrıca şunu da sormak lazım Emre Belözoğlu'nun menajerliğini de Figer mi yapıyor hakim bey ?

Daha Hızlı Sür - Schneller!



Eskiden başkanlar özel uçaklarıyla futbolcu kaçırırlar ve sözleşme imzalatabilene dek sarp kayalıklara bakan dağ evlerinde cariyelere futbolcunun ayak bileklerini ovdurtup sezona hazır girmelerine katkıda bulunurlardı.

Şimdi ben bu devirde çatıya inen bir swat timli helikopter falan beklerdim. Olmamış. Devir herkesin kendi başının çaresine bakma devri midir nedir...

"Medyadan kaçtı!
Christoph Daum’un Fenerbahçe ile anlaşması büyük yankı uyandırdı. Alman 
ve İspanyol gazeteciler Daum’un Fenerbahçe ile anlaştığını duyar duymaz tecrübeli hocanın İspanya’daki evinin kapısına dayandı.
Bunun üzerine Daum’un medya
 mensuplarına görünmeden bir sütçü kamyonu ile evinden ayrıldığı ve ilk uçakla Zürih’e geldiği kaydedildi."

Kaynak: Milliyet

2 Haziran 2009 Salı

Barry City'de



Gareth Barry'nin futbol hayatını 1997'den beri formasını giydiği Astonvilla'da bitirmesinden korkuyordum. Çok iyi adam, orada harcanmamalı gibisinden değil. Buralardan birileri çıkar da "Vefa yalnızca İstanbul'da bir semt değilmiş, Londra'da bir belde, mutfakta aşçı...." der ve kendisini tartaklamak zorunda kalırım diye endişe ediyordum. Bu ihtimal ortadan kalkmış oldu.

Barry 12 milyon pound'a Manchester City'ye geçti. City için hava cıva bir mebla olsa gerek bu. Ben çoğunluğun aksine kendilerine kıl olmuyorum. Evrenin tüm yetenekli futbolcularını toplayamayacağını bilmem ve transfer piyasasına renk getireceklerini düşünmem bunda etkili.

Şimdi esas mesele şu. Geçen yıl Barry Liverpool'a giderse Alonso Fenerbahçe'ye gelecek diye çalkalanmıştı yaz havası. Olmadı. Alonso umudu taşırken onun Mahmutbey imitasyonu bile gelmedi. Şimdi soruyorum. Barry City'ye gittiğine göre Fenerbahçe'nin ön libero durumu ne olacak?

a) Essien için Burak Yılmaz+Can Arat ve 3 milyon Euro teklif edilecek
b) Maldonado-Hüseyin Çimşir takasıyla kimin daha paralel oynayabildiği tartışmaları sürdürülecek
c) Josico'nun nüfustaki yaşı küçültülecek
d) Daum Barnetta'yı getirip ön liberoluğa adapte edecek

Benim tercihim tabiki şıklarda bulunmayan, Aurelio'nun bir gömlek üstü 'ismi lazım değil' bir adam.

Daum...


Appiah'ın İstanbul'a davet edilmesi sonrasında esen " neşeli günler " havası, gelen haberler doğruysa devam edecek gibi. Aziz Yıldırım, yeni dönemindeki vereceği en önemli kararı olan teknik direktörlük koltuğunu önümüzdeki sene Christoph Daum ile paylaşacak anlaşılan.

Bu da; duran top organizsayonları ile birlikte Fenerbahçelilere sevdanın yolları, bize kör kurşunlar dönemi yeniden başlıyor anlamına geliyor sanırım. Üstüne gelicek kaliteli yabancılar da cabası. Tek ricam hazır Lugano da giderken, Luciano'yu da geri getirmesinler. Duran top bile olsa stoper adam gol atmasın.

Zico dönemindeki akıcı top oynanmayacak olsa bile, en kötü ihtimalle yine dengeli bi takım görürüz sahada. Avrupa konusunda da Daum kimseyi şaşırtmasın. Bırakmış olduğu Fenerbahçe ile bu takım arasında büyük fark olabileceğini tahmin ediyorum. Özellikle takımın yeni sezona hırslı ve aç girecek olması, ayrıca avrupada başarabileceklerini bilmeleri beni böyle düşünmeye sevk ediyor.

Murat Kuş ile Roland Koch'u da özlemiştik, onlar da gelirler diye umuyorum.

Diversity Vs. Jabbawockeez


31 Mayıs 2009 Pazar

Şampiyon


Lucescu bu takımı terk etti edeli sahada ne oynamak, ne yapmak daha doğru ifade etmek gerekirse  sahada ne oynayarak kazanmak istediği hakkında sabit bi fikir sahibi olamadım. Takımda iyi kötü belli bi karakter yaratmak için yeteri kadar vakti olan "adam gibi adam" gittiğinde kendisini "teknik direktör gibi teknik direktör", "taktisyen gibi taktisyen", "lider gibi lider"  gibi güzide kalıpların içini dolduramadığını konusunda eleştirmiştim. 

Belki problem bendedir ama Beşiktaş'a baktığımda yine sahada net bi görüntü göremiyorum. Adam gibi adam döneminden tek fark, bu takımın artık bi lideri var. Ve o lider oyuncularını şampiyonluk ve kupayı kazanacaklarına inandırmış, motive etmiş. Ki bunun, 2 büyük tezinin yayılmaya başladığı bi dönemde başarılması Beşiktaş'ın geleceği açısından önemli bi hadisedir.

Mustafa Denizli'nin  sevdiğim teknik direktörler içinde olduğunu söyleyemem. Galatasaray döneminde oynattığı futbolu idrak edebilecek yaşta olmadığımdan o dönemini ve İran deneyimini ayrı tutuyorum ama onun dışındaki dönemlerinde yönettiği takımlarda "Mustafa Denizli Takımı" imzasını göremedik.

Tabii bugüne kadar böyle olması bundan sonra da bunun böyle devam edeceği anlamına gelmez. Özellikle Denizli gibi değişimleri seven bi adamın, futbol gündemimizden uzak olduğu süre içerisinde kendi futbol anlayışına kattıklarını önümüzdeki sene içinde görücez.

Cavs - Magic Game 6

Öncelikle Devid Stern abi'ye geçmiş olsun. En azından bi yıl daha Lebron Vs. Kobe final düellosunu playstationda oynamak zorunda...Tatlı yönetici dedin mi şu dünyada bi devid, bi de Levent Bıçakçı var benim için.

İlk olarak kaybeden tarafa biraz değinelim, bu seri öncesine kadar yapılan 8-0 sonrası esen bahar havası Lebron'u, "burda mutluyum" açıklaması yapacak kadar gaza getirmişti. Böylesine istatistiklerle oynadığı bi seri sonrası bile tek başına yetemeyeceğini anladığının zamanıdır. Hala Cleveland'da kalacağı varsa da  Szczerbiak'ın potaya değmeyen 2 bombası sonrası kalmamıştır o istek ve arzu.

Ayrıca özellikle 2. maçtan sonra cennet vatanda bi Lebron düşmanlığı aldı başını gitti. Kariyerinin ilk yıllarında bulunduğu durum Jordan'dan pek farklı değil. O bile tek başına bi takımı yenememişti. Daha önemlisi yenemeyeceğini de anlamıştı,Lebron için de kritik nokta bu. En son Sasha Pavloviç'in rotasyona eklenmesi,  olaylarda direk olarak karar mercii olması biraz garip ama kabul etmek gerekir, Lebron'un 24 yaşında eriştiği oyun olgunluğu ile 24 yaşındaki Kobe'nin oyunu arasında ceza'nın da dediği gibi faarrkk vaeaar. 



Orlando için söyleyecek çok fazla bi şey yok.  Stan Van Gundy'nin maç sonrası Bahri Havadır'ın "hocam sırada ne var" sorusuna, "biz gidiyoruz....gidiyoruz" demesi artık bizden biri olduğunun en büyük göstergesidir heralde.

Bi maçla gaza gelen adamlardan olmamaya çalışırım oldu olası. 5. Celtic maçı sonrası hocasını eleştirmesini çoğunluğun aksine olumlu bi gelişme olarak görmüştüm. Birçok eksiği olan bu adamın en büyük eksiğinin Hırs olduğu kanısındayım çünkü. Zaten 6. maçın ardından skor olarak olmasa da hücüm reboundlarında Celtic pota altını tarumar etmesi ve maçtan sonra van gundy ile olan tartışma konusunda haksız olduğunu söylemesi şeker gibi karakterinin en açık örneği.

                                              ( tıkla)

Lakers serisinde çok ilginç eşleşmeler izleyeceğiz. Açıkcası sene içindeki maçlara da denk gelmediğimden sallamak istemiyorum. Bynum-Gasol - Odom-Walton dörtlüsü Orlando'nun big three'siyle nasıl eşleşecek Pietrus Kobe karşısında, Hidayet hep iyi oynadığı ama daha önce 2 defa kallbini kıran Lakers'a karşısında neler yapacak...konuşacak çok şey var. 

Orlando birey birey ve takım olarak büyümeye devam ediyor ama son derece aç Lakers'ın karşısında durabilecek kadar büyüdüler mi esas soru bu. izleyip,görelim. Hepimizi şahit yazsınlar.

30 Mayıs 2009 Cumartesi

29 Mayıs 2009 Cuma

Ribery'nin Sol Bacağı

Kim bilir epilasyon sonrası ne de güzeldir o bacak? Pardon, konuya dönelim. Görünen o ki Ribery Bayern’den ayrılacak. Gideceği yer konusunda da adı geçmeyen kulübün hatrı kalır oldu. Chelsea, Manu, Barça vs… Geçen hafta Hoeness’in ağzından “40 milyon euro’nun altında gelen telefonları meşgule veririm!” açıklamaları yer alıyordu ortamlarda. Şimdi Chelsea’nin 45 milyon pound’luk (51 milyon euro falan heralde bu?) teklifi gündeme oturunca yine Hoeness demeçleri boy boy gelmeye başladı. “O para tek bacağını alamaz” demeci günümüzün konusu. Mübalağa ve kızıştırma söz konusuysa da transfer ücreti rekorunu isteyecekleri ortada. Şahsi kanaatim; bu mebla gayet makul bir eder.

Pound-Euro paritesinin bugünkü gibi olmadığı yıllarda Zidane 46 milyon pound=76 milyon euro’ya Real’e gitmişti. Rekor halen onda. Pound cinsinden bir rekor gelebilirse de euro cinsinden gelmeyeceği açık. Rekoru da ele geçirip uzunca bir süre bırakmayacak olan muhtemelen Ronaldo olacak ya, o ayrı. Bu ekonomik ayrıntılardan da nefret ederim. Hiç anlamam. Paint konusundaki ustalığım bunu affettirir herhalde.

Bana kalsa “bak Haim Fresco geliyor!” der, o şaşkınlık-korku anında bohçaya sarıp isteyen bir kulübün kapısına hayrına bırakırdım. Avrupalılar daha medeni adamlar tabi.

28 Mayıs 2009 Perşembe

Nuggets - Lakers Game 5

Bi tarafta Nba organizasyonunun şu anda tartışmasız en tehlikeli adamı etrafında kurulmuş, Gasol'ün de gelişiyle 2 senedir şampiyonluğun en büyük favorisi durumunda olan ve sanki bu seneki playofflar başladığında geçen seneki travmatik Boston serisinin hayaletini arkalarında hisseden bi Lakers. Öyle ki Denver serisinde Kobe'nin üçgen hücumda verimli olamadığı bile tartışmaya açıldı..

Diğer tarafta Chauncey baba gelmeden önce neredeyse herkesin birazcık zonta, herkesin birazcık davar olduğu, Darius Miles'lı, Bonzi Wells'li, Rasheed Wallece'lı Portland gibi çakma bi Bad Boys imitasyonu gibi gözüken ama işte baba'nın takıma gelmesi, Melo'nun haddini bilmesi ve takımın Tuncay'ı Chris Andersen'in de devre arasında kampa katılmasıyla birlikte resmen sahada terör estiren, ve bence bu senenin en büyük favorisi olan takımdır Nuggets. Geçen sene yaptıkları savunma ile bu sene arasındaki farkı anlatacak metafor bile bulamadım, düşünün artık.

Zaten sert olmadığı aşikar Gasol, sakatlıktan yeni çıkmış Bynum'dan mücadele ve sertlik anlamında fazla bi şey beklenemeyeceği açıkken, Lamar Odom'un da vasatın altında olan seri performansıyla Lakers, Birdman, Nene ve artık takım patronları, nba yönetimi ve kendi arkadaşlarına bile çok rahat gider yapan ve eski özlediğimiz günlerini hatırlatan Kenyon Martin gibi adamlar karşısında özellikle hücumda çok verimsiz kalıyor.  Buna rağmen iki takımın sadece birinde Kobe Bryant olması karşılıklı deplasman galibiyetleri ile seriyi 2-2 yapan ana faktör. İki taraftaki rol oyuncularının da istikrarsız performansları da çok önemli tabii.

120-101'lik Nuggets şovu ile biten son maçtan sonra bugün Lakers'ın evinde nasıl bi karakter ortaya koyacağı merak konusu. Zira uzunların yumuşaklığı, guardların baba karşısında acizliği ve bench'in de etkisizliği ile birlikte takım olarak sinmiş gibi gözüken Lakers, bi grup serserinin başka bi grup mal çocuğu sıkıştırması ile başlayan ve o mal tayfanın okula yeni transfer olmuş karate bilen çocukla arkadaş olmasının ekmeğini yediği amerikan filmi klişesine dönüşüyor.

Lakers ve Kobe maçı alırsa şarkıları burda hazır.

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Ronaldo vs. Messi

Erol Büyükburç'un 64. sanat yılı kutlamalarında birbirlerini görmezden gelmeye çalışırken bir kare. (Ellerindeki bibloların manasını çözemedim.)

Sizin gibi gençleri yeşil sahalarda görmek isteriz.

Ek: Gençleri hazır yeşil sahada da görmüşken ekleme yapalım. Hangisinin daha efektif olabileceğini net görmek için aynı takıma belirli periyotlarla yerleştirip not tutmak ve beherde hazırladığımız 120 ml Sodyum Peroksitle gargara yapmak gerekir. Belirtilen diğer görüşler yurtiçine sığdırılamayan fanatizmin uluslararası başarıları olan takımlara eklemlenip tatmin olma çabasının tezahürü olmaktan öte geçemiyor. Koca koca adamların "Ronaldo anca kafasını alır mehüe" ya da "Messi'nin boyu kaç büyüsün de gelsin bebe" muhabbetlerini ürkek ve kaygılı bir tebessümle izliyorum.

Bunun dışında finalde ikisinin takımlarını değiştirseniz yine bir şey değişmezdi. Ayrıca sunulabilecek en somut şey de Messi'nin elinin kolunun, ağzının burnunun Ronaldo'dan daha az oynaması ve daha az itici olmasıdır zannımca. (Hakem kararından hoşnut olmamış Lebron James smiley'si var burada da.)



25 Mayıs 2009 Pazartesi

Bay Gol


Sensible Soccer oynayıp da George Weah ve Alan Shearer'ı sevmeyen var mıdır acaba. George en son Liberya'da bi yandan siyaset bi yandan George Weah Jr.'la ilgilensin dursun, Alan'ın bu aralar durumu malum.

Açıkcası gerek futbolculuğu,  gerek yorumculuğu dönemindeki beyanatlarında, vizyon sahibi akil insan imajı portresinden çok, işçi babasından gördüğü gibi emeğin kutsallığına, mücadelenin gücüne inanan özbeöz zeytinburnu çocuğu havası vardı. Tabii hırçın bi adam da değildi zaten öyle olması için bi sebep yoktu.

Son hafta önlerindeki Hull City ile Sunderland'ın yenilmesine rağmen küme düşmeleri üzerine bunu hakettiklerini söylemiş. Bununla da kalmamış, Newcastle'daki sorunların uzun bi süredir süregeldiğini ve artık yeniden yapılanmanın, Azizsilin'lerin döneminin başladığını söylemiş.

Bülent Korkmaz'la paralellik kurmak için erken olduğundan, Kalli'ye bağlayıp, aynı kaderi paylaşmaması dileğiyle...

Amway Arena


Not: Bu aralar fazlaca Nba, fazlaca Hidayet'ten bahsediyoruz. Çünkü çoğunuz gibi biz de; 1/11 şut yüzdesiyle oyundan düşmeyip 13 sayı, 10 rebo ve 7 de asist yapabilen komple ve olgun bi sporcunun bizi temsil etmesinden dolayı heyacanlıyız. İdare edin...

24 Mayıs 2009 Pazar

Deja Vu


Maçın kaderi Los Angeles'taki ilk maçın kırılma anlarında olduğu gibi Lakers ve Trevor Ariza'nın tarafındaydı. Magic'te Hidayetin arkasında beklerken takasını istemişti bu yetenekli adam. Kendini bilmek gibisi yoktur ne diyelim. 

Aslında post'un sebebi ne Ariza, ne Lakers, ne de Denver...sebebi şu video