23 Şubat 2010 Salı

Demokrasinin Kılıcı


Milliyet'in Uğur Demirkırdı imzalı haberi bugünkü eğlencem de. Takım, rakiplere eğlence olunca, bize de bunlar kalıyor haliyle.

Ancak; bir gerçek var ki, kupada,ligde ve Avrupa liginde hedeflerin devam etmesi şimdilik yönetimin radikal tedbirlere başvurmasını engelliyor. Ancak Başkan Aziz Yıldırım ve ekibinin bu sezona kadar olan yönetim anlayışı, takımın üzerinde demokrasinin kılıcı gibi duruyor.

Hastası olduğum şeylerden biridir karizmatik varsayılan klişeleri doğru dürüst bilmeden kullanma çabası. Bu kılıç da yaygın bir örnek. Demokles'i bu kadar üzmeye kimsenin hakkı yok.

Bunun yerine aşağıdaki, teokrasinin ekmek bıçağını öneriyorum.

22 Aralık 2009 Salı

Puskas'ın Kemikleri

Sızlıyor olma ihtimali dahilinde böyle attım başlığı. Ronaldo'nun golü de çok pis ama Grafite'ninki varken hiçbirine söz düşmez gibi duruyor. Bayern savunması rehabilitasyona ihtiyaç duydu o golden sonra zira.

Mütevazı duruyor diğerlerinin arasında ama, Juninho'nun golü de favorilerimdendi. Fizik dersine bizim Ergun Hoca'nın girmediği belli.

Olan olmuş artık. Tebrikler CR7 mi 9 mu her neyse.

17 Aralık 2009 Perşembe

Özlenen Tablo

Collina'yı özlemiştik; bu barajı da es geçmeyelim. xoxo, gossip girl.

14 Aralık 2009 Pazartesi

Rooney Düşerken

Daha önce bu konuda eleştiri almış lakin "Hayatımda kendimi bilerek yere attıysam iki gözüm önüme aksın" tipi demeçler verip nimeti öperek kendini inandırıcı kılmaya çalışmıştı Rooney. Son Aston Villa maçından sonra bunları külahımıza anlatmaya devam edebilir.

Rooney La Plongeuse - The best bloopers are a click away

Emre Utkucan Yine Kazandırdı!

Maraton ve Misli çalışanı Emre Utkucan kazandırmaya devam ediyormuş. En son 5 sene önce bahis oynamış biri olarak bu işler hakkında pek ahkam kesmek istemem ama artık kendimi frenleyemedim. Bu hafta tutturduğu söylenen maçlar aynı kuponda olsa 14.3 veriyor ki bu sanırım Emre Utkucan tarihindeki tepe noktadır; 1'e 3, 1'e 5 ile poz verilen bir tarih neticede bu.

O bakışlar bende olsa iddaa zenginiydim şimdi...

Küs

Milliyet beni eğlendirmeye devam ediyor:

"Ankaragücü'ne attığı iki golle Fenerbahçe'ye hayat veren kaptan Alex, maç sonrası yaptığı açıklamayla polemik başlattı. Kaptan, "Özer Fenerbahçe için ne kadar önemli oyuncu olduğunu gösterdi. Daum ona mutlaka ilk 11'de yer bulmalı" deyince,Dos Santos ve Vederson tarafından tepki gördü.

İki sambacı, sol kanatta kendilerinin yerine oynayan Özer'i savunup kendilerini üstü kapalı şekilde eleştiren kaptana kızgınlar. Santos ve Vederson'un, Alex'e bu yüzden küstükleri belirtiliyor. Bu arada Alex, Ankaragücü galibiyetini fazla büyütmemeleri gerektiğini belirterek, "Daha eksiğimiz var" dedi."

- Bi do que falar para nós migg ok?? Vedo Come ...('Bi daha bizimle konuşma tamam mığğ?? Gel Vedo...'nun Google Translate'çesi.)

Kim Dövdü Çocuğum Sizi?

Forma benim gecelik eşofmanı andırsa da değişikmiş, hoşmuş. Özledik be Collina...

11 Aralık 2009 Cuma

Bu Gollerle mi Ha?

İbrahim Kızıl eski Antep-Fener maçlarına dair ayartmalı, şike imalı açıklamalar yapmış. Hadi Oğuz ayartıldı diyelim, komedi dans bilmem kaçlısı Antep savunması ne iş?

Oğuz ile Hasagiç beraber kalede bulunsa çıkartamayacakları şutları atan Kemal ile Deivid de motivasyon amaçlı mektebe götürülmüş olabilir maç öncesi. Bunun da yargı nezdinde üzerine gidilmeli.

İkinci video bonus. Nostalji iyidir hem.


Kafamdaki Tello Değilsin


Çekik gözlülüğünden de mi kıllanmadınız Şilili yazarken arkadaş? Sonra "basında güven..."
Paint becerilerimi sergilemekten geri duramadığım ve bayanlarla da "sex sells" düsturuna selam çaktığım rahatlıkla iddia edilebilir.

(Dikkat ettiyseniz 8 mio'ya taze okutulmuş Tabata'nın bir talibi olduğu haberine hiç değinmedim.)

27 Ekim 2009 Salı

Golden Foot 2009 - II

Golden Foot 

Looking For Eric

İzlemek için doğru an'ı bekliyordum. Bazen yaparım bunu, hele öncesindeki olumlu yorumların yanında film, benim için  Guy Ritchie, Shane Meadows'la birlikte mahşerin 3 britanyalısından Ken Loach ait olunca bu doğru anı bekleme saplantısı tavan yaptı.

Hatta itiraf edeyim, güya Fenerbahçe'yi Kadıköy'de morartıktan sonra yorumları, televizyonu, her şeyi ertesi güne bırakıp Looking For Eric'i izleyecektim o keyifle. Olmadı tabii.. Hesapta her şey 4/4'lük olunca izleyeceğim bir keyif filmi olacaktı.. Uzatmayayım, maçın skıntısından içim içimi yerken bir an film de, ken loach da, cantona da gözümde anlamını yitirdi ve şöyle bi bakayım dedim en son. Ve bittikten sonra anladım ki; izlemek için bundan daha doğru bir an istesem de seçemezmişim.  

Spoiler vermeden film anlatma işini de hiç beceremiyorum. Bu yüzden filmin yerine, Eric Cantona'nın neden bir ilham kaynağı olduğundan bahsetmek istiyorum. Eminim tekmeyi bilmyen yoktur ama sonrasındaki basın toplantısını bilmeyenler vardır.

Tarih 26 haziran 1995, United deplasmanda Crystal Palace ile oynuyor ve Cantona, defans oyuncusu Richard Shaw'u formasından çekip, hafifte bir tekme savurup oyundan atılır. Sonrasında da tribunlerden kendine küfür eden Palace taraftarı Matthew Simmons'a o ünlü Kung Fu tekmesini savurur.

Ve ardından basın toplantısı.. Eric The King, hadisenin iç yüzünü, neden bu kadar sinirlendiğini ve bunun gibi detayları öğrenme umuduyla gelen onlarca martının karşısına geçer,  " Martıların balıkçı gemilerini takip etmesinin nedeni, sardalyelerin denize atılacağını düşünmeleridir.. Çok teşekkürler"  der ve kendisiyle aynı masada oturan 5 adamı "napıyo lan bu " bakışları arasında orada bırakır ve kahkahalar eşliğinde salonu terk eder.

Fenerbahce: 3 - Galatasaray: 1




Bloğun Fenerbahçelilerinden biri olarak bir çoğunuz bugün burda benden çoşkulu bir galibiyet yazısı beklerdiniz doğal olarak. Halbuki ben, sahada takımımızın ve tribunde taraftarımızın göstermediği fairplay örneğini göstererek yazı işini yenilen tarafın yazarı olan Hayhay’a bırakmıştım. Bunun altında yatan sebep ise benim yazacağım şeyler gün içinde okuduğunuz birçok yazıyla parallellik taşıması ihtimaliydi. Hayhay’sa bir özeleştiri yapabilir diye düşünmüştüm ama heyhat, anladığım kadarıyla damarlarındaki sarı kırmızıya söz geçirememiş. Koca mağlubiyeti Aziz Yıldırım'ın sezon öncesi stratejisine bağlayıp, Adnan Polat'a yüklenmiş. Maçın kısa özeti Daum’un fizikle maç kazanma stratejisi, kanatları Topuz ve Vederson’la kapatıp, ağır savunmanın üzerine savaşçı Kazım’ı sürmesi, Koch’un takıma yüklediği kondisyon, Fenerbahçe’nin 90 dakika boyunca yaptığı inanılmaz pres, Galatasaray’ın klasikleşen Kadıköy fobisi, futbolcuların maç öncesi kavgası ve Galatasaray’lıların ruh hali, seyirci baskısı, hakemin kötü yönetimi, gollerden birinin ofsayttan, penaltınında penaltı olmayan pozisyondan sonra kazanılmasına rağmen bunların sonucu zaten değiştiremeyeceği, Keita’nın yumruğu, Christian’ın gözden kaçan yumruğu, vs…


Ama asıl dikkatimi çeken, Keita’nin yumruğu sonrası Carlos’un yanına tedavi icin koşan sağlık görevlisinin tedavi icin alternatif tıbba başvurmasıydı. O güzel insanın buz koymak yerine öpeyimde geçsin'i tercih etmesi, her türlü milli etkinlik öncesi çıkan Coca Cola reklamlarındaki sıcaklığın, çoşkunun gerçek hayattaki dışa vurumuydu sanki.. Acaba bu abi zamanında Mustafa Denizli'ye yne bir Galatasaray maçında " Hocam Ali Güneş'i çıkar, Baliç'i sok." diyen polis memuru ile aynı insan olabilir mi diye de düşünüyor insan.


NOT: Bu arada derbide Hayhay'la 4 yıldır aramızda olan gelenekte bozulmadı. İddaa teklifime önce yanıt vermedi, sonra her zamanki gibi kendini tutamadı ve teklifime maça 15 dakika kala olumlu yanıt verdi, eh artik 22Kasim akşamı Nevizade'de görüşmek uzere :)

26 Ekim 2009 Pazartesi

Yorumsuz


Galatasaray Türkiye’den sonra dolaylıda olsa Ada Basını’nın gündeminede oturmayı başardı. Hikayemiz oldukça entrasan, dün öğlen Millwall-Leeds United maçı oynanırken Millwall’lu bir seyirci (ya da daha bilindik tabirle bir holigan), bir Turk arkadaşından bulup içine giydiği Galatasaray formasını Leeds United’li seyircilere gösterip, üstüne resimde de açıkça görüldüğü üzere sağ eliyle hareket yapıp Leeds’lileri tahrik edip kızdırınca gündemin başına oturdu. Eylem bize komik gelsede Istanbul’da 2000 yılında 2 kişi hayatını kaybetmişti ve bu yüzden Ada'da büyük tepki gördü. Olayın baş aktöru arkadaşın alacaği ceza çok net, Millwall başkanı resimdeki arkadaşın kimligi tespit edildikten sonra ömurboyu stadlardan men edileceğini söyledi. Boyle cezaları ülkemizdede görmek dileğiyle…

Fenerbahçe 3 - 1 Galatasaray: Maç Değerlendirmesi

Maçın bittiği an, Galatasaray Futbol Takımı kaptanının diğer futbolcular tarafından sakinleştirildiği andır. 

Fanatik bir adam değilim. 6-0'lık maçın bile ertesi gün gırgırını yapmış, Gülü seven dikenine katlanır derler ya, Kadıköydeki Fenerbahçe maçlarını da Galatasaraylı olmanın bir cilvesi olarak algılamayı tercih etmişimdir. Beşiktaşlının "Ulan Beşiktaş" , Fenerlinin "Ulan Fener" deme sebebleri olduğu gibi Galatasaraylı'nın "Ulan Cimbom" deme sebebi ise Fenerbahçe maçlarıdır. Aslantepe de aynı atmosferin yaratılacağı güne kadar da bunun değişeceğini sanmam. 

Dün akşamdan beri sinirden kaç yazı yazıp sildim, sayısını unuttum. Hayatımda maçın başından sonuna kadar bu kadar silik oynadığına şahit olmamıştım Galatasaray'ın. Saha dışında yaşananlar, hakemlerin baskı altında tahrik ile sertliği ayırt edememeleri ilk değil.. Yenilmek var, bir de böyle yenilmek var. 

Maç yazısı da burda; 3 ay önce yazmışız.

Kaptan 10 Numara

25 Ekim 2009 Pazar

Avrupalı..

Nihat Kahveci benim çok beğendiğim ve kişisel olarakta büyük sempati duyduğum ender adamlardan biridir. Açıkcası diğer iki büyük takım çıkışlı olması durumunda medyadan göreceği ilgi ve saygının çok daha farklı boyutlarda olacağına da inananlardanım. Ne şekilde ve hangi durumda gelmiş olursa olsun, sezon öncesi bir postta " Fenerbahçenin Semih'i, Galatasaray'ın Arda'sı varsa artık Beşiktaş'ında Nihat'ı var" demiştim. Dünkü maçın ardından Nihat'a olan sempatim değişmedi ama bu argümanın yanlış olduğunu düşünmeye başladım.

Avrupa'da oynayan futbolcularla röportaj yapıldığında daha şu yaşıma kadar lafın, dönüp dolaşıp futbolun avrupada vs. türkiyede nasıl algılandığına gelmediği, orda çarşıda pazarda rahat rahat gezmelerinden, üstlerinde baskı olmadan daha verimli performans verdiklerinden bahsedilmediği bir örneğine rastlamadım. Kaldı ki bunların hepsine de eywallah derim. 

Dediğim gibi bunların hepsi güzel, feyz alınması gereken davranışlar ama ne yazık ki avrupa görüp, kürkçü dükkanına dönenen topçularımız avrupalıdan daha çok Almancı ruh hali ile geliyorlar Turkcell Süper ligimize. Bu arada yurtdışından okuyanlar varsa da alınmalarını istemem,üzülürüm ama her yaz köyüne giden bir memur çoçuğu olarak Gurbetçi ile Almancı arasındaki farkı da iyi bilirim. 

Nihat'a geri dönelim. her şeye rağmen sonunda ülkene, altyapısından çıktığın kulübüne yıllar sonra dönüyorsun. Hakkını da verelim Nihat, yaşadığın sakatlığı unutup üstüne çok geliyorlar ama işte bir hafta önce golünü atıp, o psikolojik duvarı yıkıyorsun. Ama ne yaparsan yap, 2 haftada 1 gol 1 asist yerine, 2 haftada 2 golü tercih etmenin altında yatan anlayışı kıramıyorsun. Takım içinde Nihat'a biçilen rolü, o pası atmayarak kaç takım arkadaşının tepkisini çekmiş olma ihtimali bir kenarda dursun. O golün kaçıp, dönüp Rüştü'nün kalesinde  gol olması senaryosunu da boşverin. Bırakın o şut 90'ı bulup, bir Nihat Kahveci Klasiği olsun. Villereal'deki, Real Sociedad'daki Nihat o dakika ve o pozisyonda böyle bir tercih yapar mıydı? Nihat'ın kendine sorması gereken soru bu.