30 Haziran 2009 Salı

V for United


United "v yaka" kavramını yanlış anlayınca ortaya bu sonuç çıkmış... Ya da bu, ağalık düzenine, töre cinayetlerine vs.'ye bir başkaldırı. Bir dahaki adım Guy Fawkes maskesiyle sahaya çıkmak olabilir..

Beğendim ben ya. Ronney'in kelini de gizliyor gibi biraz dikkati üzerine çekerek.

Love United


Ronaldo'nun yanına da Rooney gelir mi? Sezon öncesi iddaalı açıklamaları bu senenin Wayne Rooney yılı olabileceğinin sinyallerini veriyor. Hırslı da bi çocuk, olur mu olur..

Öbür taraftan Ronaldo'nun ki hadi bi yere kadar anlaşılır olsa da Tevez'in ayrılması çok ilginç geliyordu bana. Acaba dışardan baktığınız zaman gelecek planlamasını bu derece iyi yapabilen ve Premier ligin şu noktaya gelmesinde bana göre bir numaralı faktör olan Alex Ferguson abimiz bi şeyleri yanlış mı yapıyor diyordum ki Tevez sağolsun yüreğime su serpti..

Bugün sallamış Fergie'ye ; " Alex İngiltere cumhuru gibidir, onunla tartışamazsınız (burda lan acaba dikta rejimi mi uyguluyo derken) Çünkü her zaman kaybedersiniz ( ahahah) ama Roma'da beni yedekte başlatarak hata yaptı. Manchester'a geldiğimden beri kaybettiğimiz ilk finaldi "

Açıklamanın sonunda yedek kalırken çektiği acıdan bi bahsedişi var ki ben bunu, eğitimsiz ve altyapısız bi adam olmasına değil, Lincoln gibi "über hassas, inanılmaz kırılgan" bi oyuncu olmasına veriyorum.Tarabya'da; Ryan Giggs, Paul Scholes, Gary Neville ve Edwin Van der Sar'lar, Etiler'de; Tevez'ler, Ronaldo'lar..

27 Haziran 2009 Cumartesi

Lincoln Hadisesi..

Transfer haberine bu kadar sevindiğim ikinci bir oyuncu hatırlamıyorum.. Nasıl ilk başta Gökhan Zan haberine inanamadıysam, toplu makaraya alındığımı düşündüysem aynısı Lincoln transferinde de oldu( burdan Zan transferine sevindiğim anlamı çıkmasın).. Ama iyisi vasatı ve kötüsü ile geçen 2 yılın ardından gelinen nokta belli.Takım Servet dahil Hollanda'ya gitti, Lincoln hala piyasada yok.

Bu konuda da faturayı ne Lincoln'e ne de ona tepki gösteren futbolculara kesiyorum.. Hata, en başta bizi yıllardır mest edip, 10 numara fetişisti yapan Hagi'nin, ardından da takım liderliğinin; önce takım içinde güven ve saygı kazanmaktan geçtiği gerçeğini unutup, Ali Sami Yen'de takımın lideriymiş gibi Lincoln lehinde delice tezahürat eden, aralarında kendimin de bulunduğu, taraftarın ve amatör yöneticilik anlayışınındır.. Bu sevgi selinin ardında yatan taraftar bilinçaltında Hagi'yi çok özlemenin yanında Alex De Souza'nın yaptığı etkiden bahsetmezsek çarpılırız.

Lincoln'e tepkili futbolculara gelirsek.. Burda biraz türk futbol tarihinin kaderini değiştiren 2000 jenarasyonunu en azından o günlerin hatrına anlamaya çalışmak gerekli diye düşünüyorum. Çünkü Lincoln'e gösterilen tepki bireysel olmaktan öte bi anlayışın sonucudur.. Ortada yardımlaşma, mücadele ve muthiş bir açlıkla gelen somut elle tutulur bi sonuç var. Bu sonuçtur " bizim onlardan farkımız yok" teorisini gerçek yapan.. Tabii ki bu sürecin zihinlerde yaptığı pozitif birçok etkinin yanında süreçin doğru yönetilememesi ile birlikte yavaş yavaş Frankestein hikayesine dönen tarafına da değinmek gerek.. O kısmı da " Jardel ve Lincoln " özelinde veya yapılmayan ödemeler, yerlilerden istenilen fedakarlıklar, bi yerden sonra " Siz bizim evladımızsınız. " kalıbının çare etmemesi, o çarpık dengeyi bir arada tutmak adına takım içinde cemaat aracılığı ile ayrı gruplaşan oyuncu kısmına verilmek zorunda kalınan tavizler/göz yummalar gibi içine daha bir çok eylemin eklenmesi gereken kronolojik sıralama ile açabiliriz..

Hiçbir taraftar takım içinde problem olsun istemez. Büyük beklentilerle transfer edilen yabancıların uyum sağlamasını hatta söz konusu taraftar Galatasaray taraftarıysa o yabancı'dan kulübü benimsemesini ve sahiplenmesini bekler, gösterdiği aşırı sevginin karşılığı olarak.. Üst paragrafta anlatmaya çalıştığım anlayışın sahibi ve mirasçıları olmalarından ötürü Hasan, Arda ve Sabri'nin; Lincoln'ün disiplinsiz/ duyarsız davranışlarına bakışı ile Schalke altyapısından yetişmiş bir futbolcunun bakışı aynı değil. Mesela benzer bir sahiplenme de altyapı oyuncularının takıma monte edilmesiyle iyice artan Katalan kimliğinin de etkisi nedeniyle Barcelona'da da görüyorum. Bu bakımdan; Barcelona döneminde, öncelik olarak belirnen başarı hedefinin gelmesinin ardından, bu dengeyi sağlamakta başarısız olan Rijkaard'a içinde truva atı olan bi Galatasaray bırakmak çok da akıl karı gelmiyor.  

Lincoln için henüz ipler kopmuş olmamasına rağmen Rijkaard şansını kullanmasını ve beyaz bi sayfa açmasını dilerdim hem takım hem de kendi adına.. Şu saatten sonra kalsa bile, Ronaldinho örneğinden sonra Rijkaard'ın Lincoln'e olan tavrının kesin ve net olacağını, Lincoln'ün kalmak istemesi durumda bile uzun bi süre yedek kulübesinde kalacağını tahmin ediyorum..

25 Haziran 2009 Perşembe

Kartal Gol Gol Gol !

Beşiktaş cephesinden geceye doğru hat trick geldi.. Hakan Balta'nın rotasyonda stoper olarak daha verimli olabilceğini düşündüğümden İsmail Köybaşı, iç piyasada Galatasaraylı olarak takımda görmek istediğim oyuncuların başında geliyordu. Beşiktaş gibi, beklerinin donanımı sebebiyle, beklerini hücum anlamında oyuna etkili sokamayan bi takımda sol tarafa İsmail'in, sağ tarafa Rıdvan Şimşek'in eklenmesi, hemen sonuç beklenmemesi gerekse de çok iyi hamleler. Gerçi Rıdvan'ı izlemediğimin ve hakkında hiçbir fikrimin olmadığını da belirteyim..Uğur Meleke'nin hakkındaki yazısına şuradan ulaşılabilir. 

Son bomba da Nihat Kahveci.. Herşeyden önce; Galatasaray'ın Arda'sı, Fenerbahçe'nin Semih'i varsa artık Beşiktaş'ın da Nihat'ı var. Altyapınızdan çıkan oyuncunun başarısı taraftar için çok değerlidir. En azından benim için öyledir. Sakatlığından ötürü saha içinde alınacak verimin beklenen kadar olmama ihtimali olsa dahi saha dışında, geçen sezonun ikinici yarısında bi nebze içerde Yusuf Şimşek, dışarda Mustafa Denizli'nin doldurduğu lider karakter eksikliği, kimine göre sahadaki isyan etme durumu, artık en çok Nihat'ın mimiklerinde can bulacak İnönü'de..

Bobo'ya da artık gidici gözüyle bakabiliriz..

Not: Resmi açıklamaya ulaşamadım, 3 transfer haberi de Ntvspor kaynaklıdır.  Zaten bu haber de patlarsa, bu yaz bol bol sahile vuran beşiktaşlı haberleri bekliyorum..

24 Haziran 2009 Çarşamba

Marko Marin Werder'de

Hazır Lincoln'ün gönderilmesi gündemdeyken,önceki sağ gösterip vurulan sol'lara istinaden belki bi ihtimal lincoln+ para karşılığı alsak, Arda ile birlikte tadından yenmez diyordum ki Werder Bremen'e nasip oldu Marko paşa..

Artık gönül rahatlığı ile Diego'yu istedikleri fiyata okutabilirler. Boşalttığı yere büyük ihtimalle Skysports portalının21 yaş altı şampiyonası değerlendirmesinde scout'larca 38 milyon sterlin'lik potansiyel değer biçilen Mesut Özil dolduracak.

22 Haziran 2009 Pazartesi

Gökhan Zan Transferi


* Bilindiği gibi sezonu açtı Galatasaray. Taraftarı olarak sakatlıksız bi dönem diliyorum.

*Gökhan Zan transferi ile birlikte Beşiktaşlı ve Fenerbahçeli arkadaşlardan tebrik yağmuru gelmeye başladı, başta şaka sandım ama gerçekmiş. Servet örneğine güvenen Galatasaraylılar muhakkak vardır. Oyun zekası, top tekniği ve pozisyon bilgisi bakımından vasat demekte bile zorlanacağım bir isim Gökhan Zan. Yine de önünde Topal, Linderoth, Ayhan ve Barış gibi kaliteli adamlar olduğu sürece Beşiktaş performansından istikrarlı olarak daha iyisini göreceğimi biliyorum. Ama oyunu önde kurup, sürekli ayağa top yapması düşünülen takımda ve özellikle stres seviyesi yüksek maçlarda sahada Gökhan Zan'ın olduğunu bilmek, ısnmaya gittiğini görmek, hatta üstüne bir şey koyamaması durumunda yedek kulübesindeki varlığını hissetmek bile beni yeteri kadar tedirgin eder. Yabancı stoper ve İsmail Köybaşı transferlerini bekliyorum, gözlerim kapalı.

*Şaka bi yana, kadro zenginliği açısından olgunlaşma döneminde, milli takım stoperini bonservissiz almak başarılı bir transfer hamlesidir. Beşiktaş cephesinde ise;  gönderemedikleri yabancılardan dolayı yerli piyasasının kendileri için bu kadar önemli olduğu bilinirken Gökhan Zan'ı göndermek çokta mantıklı bir hamle değil gibi. Yıllık istediği 2 milyon euro gerçekse, ayrı tabii..

20 Haziran 2009 Cumartesi

Galatasaray'daki Kondisyon ve Sakatlık Sorunsalı


Frank Rijkaard'ın gelişi ile birlikte tüm Galatasaraylı'ları heyacanlandıran 3 temel konu vardı...

1) Oynanacak futbol ve güncellenecek futbol felsefesi.

2) Zaten işleyen altyapı'dan uzun vadede daha iyi verim almak. (Buna örnek olarak Oğuz Şabankay ve Cafercan gibi altyapıda yıldız potansiyeli olup, beklenen gelişmeyi henüz gösterememiş, bana kalırsa gelecekleri iyi planlanmamış gençlerden beklenen sıçramayı yapabilmelerini düşünülebilir.)

3) Antreman programlarının revize edilip, minimum sakatlıkla 60 değil 90 dakika aynı futbolu oynatabilen kondisyon hali.

Euro 2008 'in getirdiği yükü Galatasaray ve Fenerbahçe'nin aşamaması, bunun dışında Nihat ve Hamit ve Tuncay'ın da bu sene uzun süreli sakatlıkları, diğer tarafta Euro 2008'de bizim gibi belli yere gelen takımlardaki üstdüzey topçuların normal sezonda da bıraktıkları yerden devam etmesi bir süredir bende; " ya yanlış yöntemlerden ötürü bu yorgunluğun üstesinden gelinemiyor ya da yüzyıllardır at üstünden ordan oraya göçen, gelin iki top atalım olm denildiğinde sırf üşengeçlikten gidip cirit oyununu icat eden dedelerimizden gelen kalıtsal bi durum söz konusu " kanısı oluşturmuştu..Konunun ehli olmadığımdan ve kendi çapımda yaptığım araştırmalardan da bi sonuç çıkmayınca öyle kalmıştı bu konu..

Galatasaray'ın yeni kondisyoneri olan Albert Roca Pujol, genetik faktörün gerçekten de bu işlerde oldukça önemli olduğunu belirtmiş..Tabii bu açıklamasındaki alt metnini de " Genetik faktör önemlidir ve her yiğide yoğurdu farklı yedirmek gerekir" olarak algılamak gerekli.. En azından ben algılayınca öyle oluyor.

" Zafere giden yol, bu çile kutsal.." O. Sınav 

17 Haziran 2009 Çarşamba

Dog Day Afternoon

Hakettiği ilgiyi görmemiş (underrated) filmler listemde en tepededir bu film. 2 saat sürmesi ve çok büyük bölümü bankada geçmesine rağmen izlediğim en eğlenceli filmlerden biri. Al Pacino'nun oyunculuğu bana göre bu filmde tavan yapmıştır. Scarface ,Godfather ve diğer bilumum performansları Dog Day Afternoon'un arkasından gelir. 

Sonny: So what country do you want to go to? 
Sal: Wyoming. 
Sonny: Sal, Wyoming's not a country.


Sonny: I don't wanna talk to some flunky pig trying to calm me man. 
Det. Sgt. Eugene Moretti: Now you don't have to be calling me pig for... 
Sonny: [Notices other officers moving toward him] What is he doing? 
Det. Sgt. Eugene Moretti: [shouts at officers] Will you get back there! 
Sonny: What are you moving in there for? 
Det. Sgt. Eugene Moretti: [Runs toward closing officers] Will you get the fuck back there! Get back there will you! 
Sonny: [Addresses other officers moving toward him] What's he doing? Go back there man! He wants to kill me so bad he can taste it! Huh? ATTICA! ATTICA! ATTICA! ATTICA ATTICA! ATTICA! ATTICA! ATTICA! ATTICA! ATTICA! 
[Yells it too cheering crowd] 
Sonny: ATTICA! ATTICA! REMEMBER ATTICA?

Not: diyaloglar imdb'dendir

15 Haziran 2009 Pazartesi

Servet Çetin Marsilya'da

Daha Denizlispor'da yeni Lucio olarak lanse edilirken transferindeki tek kriterin; sorumluluğunu omuzlarında taşıdığı, 10 çocuklu, onu fukaralık çekerek bugünlere getiren ailesinin "refahı " olduğunu söylemişti Servet. Yanlış hatırlamıyorsam Sabah gazetesinde çıkan bu röportajdan sonra Fenerbahçe'den Sivasspor'a oradan da Ali Sami Yen'e geldiğinde, biraz da o açıklama yüzünden Galatasaray'da oyununun üzerine bi şeyler koyabileceğine pek ihtimal vermemiştim..Yanılmak güzel şey.

Mehmet Topuz'un gündemden düşmediği bi dönemde transfer haberi de iyi pişti oldu aslında. Uzun uzun bi şeyler yazmaya gerek yok. Eğer varsa bi hakkımız, hakkını helal etmeyen bir tek Galatasaraylı'nın bile olabileceğine ihtimal vermiyorum. Çakma Arda'ların Semih'lerin olduğu bu piyasada Rüştü ve Servet gibi namuslu adamların olması ve taraftarların artık acı bi şekilde tecrübe ederek de olsa bunu görmeye başlaması çok olumlu...

Yanında Song olduğu zaman topa ilk basmaktan ziyade ikinci hamleyi yapan, rakibin hamlesini bekleyen bi rolde oynarken, Meira ile birlikte geçen sezon topa çoğu zaman ilk basma durumda kalan adam olmuştu Servet..Yeni sezon da oynanacak futbolu az çok tahmin edebildiğimizden ve geçen sene oynanan benzer sistemde, benzer özellikli ağır stoperlerin problem çıkardığına defalarca şahit olduk. Kadroda ki stoperlerin hiçbirini sakatlık,tecrübesizlik ve yaşlılık gibi problemlerden dolayı ilk 11 de garanti olarak sayamayız. Ama mesela, Antep'ten İsmail Köybaşı alınırsa Hakan Balta çok rahat bi şekilde Rijkaard'ın arzu ettiği stoperlerden biri olabilir.

Özer Hurmacı Fenerbahçe'de


Beni en fazla heyecanlandıran yerli transfer bu. Umuyorum ki yeterince forma şansı ve kendini gösterme imkanı bulur.

Bu kısa ve öz post'a ünlü bir düşünmezin sözüyle saçmalayarak son vermek istiyorum.

"Trabzonsporluyum diyen futbolcu Fenerbahçelidir. Aksini iddia edenin kendi ezikliği vardır. Özer Hurmacı camiamıza hayırlı olsun. Naber?"

There Can Be Only One

Tek üzüldüğüm hadise serinin erken ve 4-1'le bitmesi..İlk maçın ve son maçın dışında 3 tane süper maç izledik, güzeldi ama son maçta Orlando tarafından biraz daha mücadele beklerdim açıkcası..

Özetlemek gerekirse; seriyi daha fazla isteyen, bu yolda daha fazla acı çeken aldı.. Diğer tarafta bırakın oyuncuları, koç'un bile ilk nba finalinin olması, karşı tarafta ise Barış Manço havası estiren adamla aradaki tecrübe kanyonu esas farktır.. Yine de Stan Van Gundy'yi saçma sapan hatalarına rağmen severim..

Magic asla bir savunma takımı olmadı.. Doğal olarak onların 3-1'e cevap verme şekli, takımı ateşleyen faktör Dwight Howard'ın blokları değil, hücum setinde hızlı dönen topun 3'lükle son bulması.. Aynı şekilde takımı bozan temel faktör de Kobe'nin elinden çıkan zor şutlar değil, o 3'lüklerin adresini bulmaması..Haliyle bunlar olmayınca, geçen sene kaybedilen finain ardından şampiyonluğu çok isteyen komple bir takım karşısında işiniz biraz şansa kalıyor. 

Kobe maç sonrası röportajında "Geçen sene, bize savunma yapmadan kazanamayacağımızı öğretti " dedi. En iyi öğrenme şekli tecrübe etmektir derler, umarım Orlando da bir takım dersler çıkarır..

Hidayet için ne söylesek az. Şöyle bir draftlar geçsin, kılıçlar çekilsin biz de görelim bakalım ne olacak. Portland forumları Andre Miller & Hidayet ikilisi diye çıldırıyor son zamanlarda. Bence de güzel bir parça olur Hido orada.

There Can Be Only One - Game 5



4. maçın ardından 2 gün yerine verilen ara 1 gün olsa bu yazıyı yazabileceğimi sanmıyorum.  Ha yazacak ne var onu da bilmiyorum..Bazı seriler olur, Her maç iki taraftan da hamle beklersiniz, Nowitzki Ginobili ile savunulur mu falan dersiniz...Bu senenin final serisi son derece keyifli de geçse o tip serilerden pek değil..

Şaşırdığım tek nokta Magic tarafında psikolojik çöküntü'nün üstesinden gelinmiş gibi bi izlenim oluştu bende. Sanırım geldikleri noktaya kendileri bile şaşırmış durumdalar ve neler yapabileceklerini görmek, sezon başında Bynum'lı tam kadrosuyla en büyük favori olan Lakers'la kafa kafaya mücadele edebildiklerini görmenin getirdiği garip, olumlu bi hava var üstlerinde sanki..

Magic'in guard rotasyonu tamamen dağılmış durumda..Rafer Alston yine Stan Van Gundy'ye saydırmış, Jameer desen zaten kurbanlık...Bakalım bu maç Orlando hangi süprizlerle karşımıza çıkıp bizi hem şaşırtıp hem de sinir etmeyi başarcak. 4. maç öncesinde Kareem çıkıp bi şeyler söylemişti, şimdi de Shaq çenesini tutamamış Howard ve iki takıma karşı.. 

Bu gece rakım da hazır..Olası bi 3. overtime mağlubiyetinden sonra beni kimse tutamaz.

13 Haziran 2009 Cumartesi

Mehmet Topuz Resmen Fenerbahçe'de

Fenerbahçe TV'de yayınlanan "aile ortamında samimi bir nişan" havasındaki görüntülerle Fenerbahçe'nin futbolcusu oldu Mehmet Topuz. Transferin nereye gittiğinin karışması üzerine hakkında iki kelam daha etmekten imtina etmiş, elimi eteğimi çekmiştim.

Aklımda kalacak birçok eğlenceli şey var. İkisine değinip kaçayım. Bunlar Antu'da gördüğüm "Başkan Topuz'a 'beni bekle, yurtdışına çıkacağım geleceğim, otur götünün üstünde' demiş ve Topuz buna çok alınıp Beşiktaş'la anlaşmış" duyumu ve Bjk forumunda gece gece rastlanan "Fenerbahçe'yi reddetmeye gelmiş, reddedip vapurla Beşiktaş'a geçecekmiş" minvalindeki duyum/iddiaydı.

Allah iyiliğinizi versin e mi, ahahaha.

(Resim Fenerbahce.org'dan. Saygılar.)

12 Haziran 2009 Cuma

Maç sonu..

Şu güzel serinin hakkı 4. maçın sonunda 3-1 hiç değildi ama Lakers ilk 5'inin en zayıf halkası Derek Fisher olunca yapacak da fazla bi şey yok.. Yine de atacaksa Fisher atsın, canı sağolsun..

Aslında Magic kaybetmeyi haketmedi mi yoksa fazlasıyla mı haketti kararsızım. Evet, bu takımın belli bir hücum stratejisi veya ne bileyim bi savunma felsefesi var muhakkak. Ama daha çok oyunun karakterini o gün hangi oyuncunun sahneye çıkacağı, takım halinde ne tür enterasanlıklar sergiliyecekleri belirliyor daha çok. Geçen maç son çeyrekte hiçbirşey oynayamayıp serbest atışlarla maçın içinde kalırlarken bu maç son çeyreğin en kritik anlarında 5 serbest atış kaçırdılar.. söylenebilecek fazla bi şey yok..

Stan Van Gundy 3. çeyreğin başlarında Rafer Alston'ı Ariza'ya gitmediğinden dolayı uyarmasının ardından karşılık almasından mıdır bilinmez neredeyse 2 çeyrek + uzatmada ilk gördüğüm yerde ağızında oynaya oynaya sakıza çevirdiği o dişliği, ağzına ağzına vurarak implant etmek istediğim Jameer Nelson'la devam etti oyuna.Yine 3. maç dakika alamayan JJ Redick bugün 17 dk'da 6 sayı 3 de asistle katkı yaptı..Rotasyonun içine böyle edersen Anthony Johnson'ı da sokamazsın oyunun içine..

Uzatmaya giden iki maçı da haketmeden kaybeden bi takım için seri bitti demek ayıp olur ama kendi elleriyle verdikleri şu maçın ardından 5. maçta kalkabilecekler mi görücez. Bu açıdan Pietrus'un dengesizliği iyiye işaret değil.

 

There Can Be Only One - Game 4

Dünkü basın konferanslarında Magic tarafında %62 ile şut atıp, 4 sayı ile maçı kazanmanın getirdiği rahatsızlık Rafer Alston ile Dwight Howard'da çok açık bi şekilde gözlemlendi. Sanki elden kaçan 2. maçın ardından kazanılan güven, galibiyete rağmen biraz yerini endişeye bırakmış gibi. O yüzden 1 numarasında Rafer Alston'ın olduğu Magic'in bugün şutlarda nasıl başlayacağı oldukça kritik. Lakers yine bilindik düzende oyununu oynayacaktır ama sanırım bugün Kobe vitesi kademe kademe arttıracaktır.
4. maçta diğer 3 maçtan farklı olarak, iki takımında savunmada sertleşeceğine yönelik işaretler var. Lakers Front courtunun zaten agresifliğinde ve adam paylaşımında bi sorun olmadı bugüne kadar ama yine de belki Dwight Howard'ı kısa aralıklarla riske edebilirler.. Orlando tarafında ise savunmada yapılan düzenlemeler hücumda yapılanlar kadar verimli olmuyor. Kobe'ye anladık ama Gasol'e karşı (son maç 9/11) ve benchten agresif gelen Laker'lara karşı seri boyunca hala çözüm üretilememesi Stan Van Gundy tarafında eksikliktir. 3 maç boyunca ancak hücum setlerine yoğunluk verecek kadar zamanı olduysa bilemiyorum. O zamanda ne olacak bu Dwight Howard'ın hali sorusu çıkıyor tabii...
Bunun dışında bugün düşen bi habere göre Hido, ilk maçın ardından bir arkadaşıyla buluşmak için takımdan ayrı Staples Center'dan ayrılmış.. Kendisini bekleyen arkadaşının arabasına doğru yürürken, yolu kısaltmak için yaya geçidi yerine, Türk geçidini kullanınca LAPD tarafından uyarı yiyip, caddenin sonundaki yaya geçidine kadar aynasız eskortuyla gitmiş. tabanway tabii.. Ben yorgunluğuna veriyim, Siz de Dna,Rna ne varsa dalın.