20 Mayıs 2009 Çarşamba

Nalet olsun içimdeki futbol sevgisine!

Okullar bitiyor, futbol liglerinde sezon sonları geliyor, NBA finalleri geldi geçiyor, en sevilen diziler sona eriyor..

Bir hüzün havası kaplıyor insanı tüm bu saydığım zamazingolar biterken. Koca bir senenin değerlendirmesini yapıyor insan ister istemez. Her zamanki gibi klasik olarak Türkiye liglerini ele alalım. Lig bitti X takım şampiyon oldu, diğerleri için olan oldu, gösteriler kutlamalar Boğaz Köprüsü'nde bayrak savaşları filan derken Türkiye'nin en popüler spor; daha doğrusu futbol gazetelerinde yok Ronaldo Fener'e geldi sonra Adana'ya gitti, yok Ronaldinho geldi, yok Petr Cech İstanbul'a geldi şöyle bir hava alıp gitti, yok Real Madrid tüm takım geldi gitti ama nereye belli değil vs. haberlerini görmeye başlayacağız, hatta görüyoruz şimdiden. Tüm bu haberlerin kolpa olduklarını bilmeme, bilmenize ve bilmelerine rağmen tüm Türkiye bu haberleri okumaya, izlemeye devam edecek hatta bundan keyif alacak kimi zaman. Büyük futbolcuların; kişinin kendi desteklediği takıma geliyor olmasının verdiği heyecan her ne kadar kolpa olduğunu bilmemize rağmen heyecan verici.



Tüm bu heyecanı veren, insanları gaza getirip X takımın ligi 30 puan önde bitireceğini hatta UEFA'yı hatta kimi zaman şampiyonlar ligi kupasını alacağı gazını bizlere veren tüm basın ve yayın organları; yaz döneminde pofpofladığı, abarttığı, bir futbol ilahı olarak piyasaya sürdüğü bu futbol adamlarını, kimi zaman topçuları, kimi zaman ise soytarıları, liglerin başlamasıyla beraber tüm sezon boyunca darağacına çıkarmak için ellerinden geleni yapacaklar. Kimi zaman Aragones antrenör değil, hatta adam değil diyecek kadar cahilleşecekler, kimi zaman Alex topçu değil diyecek kadar vefasızlaşacaklar, kimi zaman ise Skibbe "Skib Bıraktı" demeye tenezzül edecek kadar küstahlaşacaklar.. Bu işin böyle yürüdüğünü hepimiz bilmemize rağmen, bütün sezon boyunca futbol endüstrisine destekte bulunmaya; kimi zaman maça giderek, kimi zaman takımımızın ürünlerini ya da yan sanayi mallarını alarak ekonomik yönden; kimi zaman ise stadda küfrederek, sokakta futbol kavgalarına karışarak orda burda bilip bilmeden futbol hakkında atıp tutarak futbol endüstrisine sosyal yönden destek vermeye devam edeceğiz. Zorumuz nedir peki, neden bu kadar koyunuz? Ninemin deyimiyle neden 20 kişi topun peşinden koşacak da biz de izleyeceğiz? Niye bu ironi yıllar boyu sürüp gidecek? Neden? Tamam sustum.. Her ne kadar bu tiyatronun böyle sürüp gideceğini, Trabzonspor'un şampiyonluğu için bir 25 yıl daha bekleyeceğimi bilsem de bu tutkudan vazgeçmeyeceğim.



O zaman Muro'nun deyimiyle "Nalet olsun içimdeki bu futbol sevgisine" diyerek bu ironiye son veriyorum. Alakasız olarak da Jack Bauer'in 7. sezon sonunda da paçayı yırtıp 8. sezonun çekileceğini bilmek ve Türk futbolundaki bu ironin Amerikan dizi sektöründeki en büyük yansıması olan 24 isimli yapımın Jack Bauer ölene kadar takipçisi olacağımı buradan duyuruyorum.

Saygılar..

Hiç yorum yok: